Birgün Gazetesinde yayınlanan araştırma:
SOL NE YAPMALI ?

 
1. ALEVİLERİN SOLDA MÜCADELE BİRLİĞİ ÖZLEMİ (Alevi Araştırmacı Yazar Turan Eser)

  2. KÖZ: İHTİYAÇ KİTLESEL VE EYLEMLİ BİRLİK  (KÖZ Dergisi Yazı İşleri Müdürü Şükrü Demir)

  3. KONGRE HAREKETİ, BİRLEŞİK MÜCADELE İÇİN BİR OLANAKTIR  (İşçilerin Sesi Gazetesi adına Seyfi Adalı)

  4. ARAYIŞLARLA, KARARLILIĞIMIZLA, SABRIMIZ VE YARATICILIĞIMIZLA SOL'UN ÖNÜNÜ AÇABİLİRİZ (TKP Merkez Komite Üyesi Erkan Baş)

  5. SOLUN ORTAKLAŞMADAN ÖNCE KENDİ SORUNLARINI ÇÖZMESİ GEREK (TKP Merkez Komite Üyesi Metin Çulhaoğlu)

  6. LEVENT TÜZEL: BİRLEŞME GÖREVİ KAÇINILMAZDI ( Bağımsız İstanbul Milletvekili Levent Tüzel)


  7. ALPER TAŞ: BAĞIMSIZ, DÜZEN KARŞITI BİR DEVRİMCİ HAREKET (ÖDP Genel Başkanı Alper Taş)

  8. HALKEVLERİ: AMACIMIZ SOSYALİSTLERİN PROGRAMI… (Halkevleri'nin Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut)


  9. ERTUĞRUL KÜRKÇÜ: KALKINMA PARADİGMASINI DEĞİŞTİRECEĞİZ  ( BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü)

10. SUNGUR SAVRAN: SOL İLTİHAK PROJESİNİN İÇİNDE (DİP Genel Başkanı Sungur savran)

11. EHP: SOLUN ÇIKIŞI ALANLARDAN OLACAK     ( EHP Genel Başkanı Sibel Uzun)

12. FİKRET BAŞKAYA: KÖKLÜ SORUNLAR SOLUN ÇIKMAZI


13. AYDIN ÇUBUKÇU: BİRLİK DEVRİMCİLİĞİN ADIDIR    (Emek Partisi(EMEP) Genel Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Çubukçu)

14. TÖPG: KONGRE'YE CEPHE OLARAK BAKIYORUZ (Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi(TÖPG) Halit Elçi)

15. SDP: ASIL HEDEFİMİZ ORTAK MÜCADELE  ( SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan)

16. ORTAKLAŞMA ANLAMLI, SÜREÇ YANLIŞ
  (Devrimci Hareket Dergisi adına Yazı İşleri Müdürü Eray Sargın


17. ESP: DEVRİMCİ-DEMOKRATİK BİR MERKEZ (Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) Genel Başkanı Figen Yüksekdağ)

18. CANGIZBAY: DİKTATÖRLÜĞÜN YOLU KESİLMELİ (Birgün Gazetesi Yazarı Kadir Cangızbay)

19. BDP: SORUNLAR ORTAK MÜCADELEYLE ÇÖZÜLECEK (BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel)

                                                                    ALEVİLERİN SOLDA MÜCADELE BİRLİĞİ ÖZLEMİ
Eser, sosyalist solda yapılan birlik tartışmalarında aşağıdan yukarıya örülecek taban örgütlenmesi ve mücadele zemininde bir ‘devrimci merkez'in anlamlı olacağını belirtiyor. Eser, ancak referandumda ortaya çıkan tablo sonucunda iktidara destek olanlarla Alevilerin işbirliğinin sınırlı olacağını söylüyor  

Alevi araştırmacı yazar Turan Eser, ‘Sol ne yapmalı' yazı dizimize geniş bir değerlendirmede bulundu. Solda yaşanan birlik tartışmalarına/çağrılarına Alevieler cephesinden bakan Eser, solda birlikte mücadele etmenin gerekliliğine işaret ediyor. Eser, bu birlikte mücadelenin nasıl olması gerektiğini de değerlendiriyor.

 Her siyasal kriz ya da genel seçim sonrası tabloya göre ‘sol ne yapmalı' sorusu gündemimizi meşgul eder. 1980 sonrasında yaşanan solun birliği arzusu ve meşguliyeti Kuruçeşme tartışmalarıyla başlar. Türkiye'nin siyasal tarihine %70 oy oranı ile egemen olan gerici, sağcı, milliyetçi, muhafazakâr ve liberal siyasal egemenlik karşında solun güç birliği en temel beklentidir.

 12 Haziran seçimlerindeki sonuçlar üzerine iki merkezli sol birlik/işbirliği çağrısı var. Kongre Hareketi ile partileşme iradesini beyan etmiş BDP merkezli Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok'u ve ÖDP'nin aşağıdan yukarıya birleşik bir taban örgütlenmesi ve mücadelesi zemininde inşa edilmesi gereken “Devrimci Merkez” çağrısıdır.  

Bu iki öneri, aslında bir ihtiyaç tespiti yapıyor. Fakat solda birlik tartışmasının/inşasının siyasal ve toplumsal mücadelenin ihtiyacına cevap araması elzemdir. Bu nedenle bugüne kadar yaşanan ‘solda birlik' girişimlerinin ‘solda yeni parçalanma' haline geldiği gerçeğini unutmazsak, solun yeni birlik/mücadele birliği zeminlerini inşa edecek politik ilkelerin, sürecin sağlıklı planlanması ve toplumsal katılımda eşitliğin ve adaletin benimsenmesi gerekir. Çünkü solun son 30 yıllık süreçte yaşadığı başarısız birlik kültürü ve tecrübeleri bunları sorgulamamızı istiyor. Arzu edilen her ne kadar solun siyasetini toplumsallaştırarak büyümesi ve bir araya gelmesi iken, sol kendi toplumsallaşma krizine yanıt üretmeden yönetici elitlerin kendileriyle sınırlı ve değişmeyen kadrolarıyla, tekrardan ibaret birlik konseptlerine karşı kuşkularla yaklaşılıyor. Referandum sürecinde ‘evet, hayır ve boykot' gibi siyasal kararların sahiplerinin, solun inşa edeceği ve kuracağı partinin ya da birleşik mücadele zeminin siyasal tutumuna ve ilkelerine ilişkin netleşmesi gerekir. Çünkü Alevi hareketi açısından solun referandum sürecindeki siyasal tutumun kendisi önemlidir.

 Sol adına, askeri vesayetin yerine ulemanın vesayetine, yargı bağımsızlığını ve vesayetinin el değişimine demokratikleşme diye bakan ve her türden vesayete açıkça tutum alamayanlarla Alevilerin siyasal işbirliği sınırlı olur. AKP gölgesi ile BDP gölgesi arasında zık zaklar çizen sol yaklaşımların yeni sürece ve AKP gerçeği karşısındaki liberal tutumlarına dair siyasal yüzleşmesi de ayrı ihtiyaçtır.  

Kürt sorunun çözümü ekseninde toplumsallaşma amacını gerçekleştirmiş ve 12 Haziran seçimlerinde başarı elde etmiş BDP etkin gücüyle, toplumsallaşma ve siyasal krizine yanıt üretemeyen Türk solunun bazı kesimlerinin edilgen durumuyla buluşması tek başına yeterli bir gerekçe olamaz. “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” sorusuna verilecek politik yanıtlardan ve toplumsal katılım stratejisinden arındırılmış “birlik” arayışlarının dönemsel krizi aşmak için kullanan aceleci girişimlere sıkıştırılmaması gerektiğine inanıyorum.

 Aşağında yukarı birlik arayışı, yerellerin katılımcılığını ve siyasal gücünü artırmaya dönük birleşik mücadele deneyimlerini artırması gerekir. Örneğin Anayasa tartışmaları ve demokratik, katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa için solun ve tüm demokratik toplumsal muhalefet dinamiklerini kucaklayan iş ve güç birliği ile toplumsal alanı solculaştırmak perspektifi önemli bir girişim olabilir. Sadece siyasal alana ve gündelik tepki eylemlerine sıkışmış Türkiye solu, toplumsal yaşam alanlarını boşaltmasıyla birlikte, boşaltılan bu alanların giderek İslamcı cemaatlerin örgütlenme alanına dönüştüğüne tanık oluyoruz. Toplumsal alanın terk edilmesiyle, bu alandaki emek eksenli siyasal mücadele alanları giderek, yerini kimlik eksenli çatışma ve bölünmelere bırakıyor. Mahalle, işyeri, eğitim alanları, ekonomik ve sosyal alan giderek kimlik eksenli çatışma/bölünmelere dönüşüyor. Bunun nedeni ise emek eksenli mücadelenin önemine olan vurgunun giderek zayıflamasıyla   açıklanabilir. Solda birlik arayışları ya da solda birleşik mücadele zeminleri bu örgütsel ve politik ihmallikleri düzeltmeyi hedeflemelidir.

AŞAĞIDAN YUKARI, MÜCADELE İÇİNDE BİRLEŞİK BİR CEPHE ÖRGÜTLEMEK GEREKİR  

Türkiye'deki tüm toplumsal kesimleri, emek, özgürlükler, bireysel/kolektif temel haklar, sosyal, eşitlik ve barış eksenli yeni bir siyaset projesiyle ve demokratik çözüm programıyla, solun nasıl bir Türkiye istediğini, yurttaşla birlikte yurttaşlara anlatabilmesi gerekir. Ancak toplumsallaşmış ya da toplumsallaşmaya açık olan politik çözüm programına ve projelerine dayalı birleşik mücadele zeminleri üzerinden birliğin partileşme ihtiyacı sağlıklı olur. Solun devrimci zeminde birlik inşası için, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok'un mevcut bileşenleri olsun, isterse ÖDP'nin “Devrimci Merkez” çağrısı olsun tek başına çare ve son çözüm değildir. Bu iki seçeneğini birinin dışında kaldığı birlik süreci eksik olur. Solun tüm renklerinin eşitlik hukuku zemininde ve devrimci bir programın inşasında bir araya getirmek, yöneticilerin, çevrelerin ve grupların siyasal benciliğini de dışlayan kültürle yaratmak lazım.  

Bu önermelerin kalıcı sonuç almasına hizmet edecek politik ve örgütsel aklın, yani sol siyasetin ve sol politik çözüm projelerin toplumsallaşmasının önemli ve birlik tartışmalarında solun tüm renklerini kucaklayacak şekilde kurgulanmasını öncelikli olduğunu düşünüyorum. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok'un çağrısı Kürt sorunu ve Kürt siyaset ekseninin daha dominant konumda olduğu siyasi projesinin güçlendirilmesi olarak dururken, ÖDP'nin “Devrimci Merkez” çağrısının merkezinde ise Kürt sorunun çözümü ile birlikte emekçilerin, gençlerin, kadınların, tüm toplumsal kesimlerin kendi farklılıklarıyla birlikte aşağıdan yukarıya doğru birleşik bir mücadele birliği öneriyor.  

ÖDP'nin devrimci merkez çağrısında ifade bulan birleşik, çoğulcu ve toplumsal dinamiklerin anti-kapitalist, anti-emperyalist bir mücadele zemininde ortaklaşmasını ifade eden bir çağrısı da önemli bir çağrı olarak, birlikte düşünerek bütünleştirmek gerekir. Bu iki merkezli önermenin de buluşması önemli bir Türkiye projesi olabilir.  

Sol toplumsal kesimlerle arasındaki örgütsel mesafeyi kapatmak için, sol siyasetin insanla, onun öz değerleriyle, hoşgörüyle, toleransla, eşitlikle, dayanışma duygusuyla, halkların kardeşliğiyle, emek hakkıyla, insan haklarıyla, barış ve özgürlük gibi evrensel değerlerle buluşmasının yollarını aramalıdır. Siyasal alanın ve Türkiye'nin solun lehine değiştirmek için, solun kendi dilini, örgütlenme ve siyaset yapma tarzını değiştirmesi, geliştirmesi ve toplumsallaştırması zorunludur. Mevcutların aritmetik toplamı üzerinden bir çatı partisi kurmak, tek başına solun krizini çözmüyor.  

Yani sol sadece siyaset üzerindeki ittihatçı (asker-bürokrasi) vesayete daha yüksek sesle itiraz ederken, siyaset ve toplumsal yaşam üzerindeki tarikatçı (Diyanet ve Din İşleri Yüksek Kurulu – siyasal İslamın MGK'si) vesayete karşı sesi kısık çıkmamalıdır. Özgürlükten, eşitlikten, barıştan, emekten, demokrasiden ve özgürlükçü laiklikten, insan ve sınıf merkezli siyaset hakkı için, siyasi alan üzerindeki ittihatçı ve tarikatçı işgale karşı çok kültürlü sol ve devrimci bir siyaset kültürünü yeniden açığa çıkartabilir.  

Neo liberal, gerici ve ırkçı politikaların mağduru olan tüm toplumsal kesimlerin acılarıyla baş başa kalmaları ve sadece kendi acısı için umudu örgütlemeleri yerine, bu ülkenin diğer acılılarıyla buluşmasını siyasal alanda başarabiliriz. Yani ezilenlerin ve mağdurların hikâyelerini aynı kitaba yazmalarını, okumalarını ve okutmalarını sağlayabiliriz.

ALEVİLER SİYASET İLİŞKİSİ

Aleviler her dönemde yurttaş kimliği üzerinde siyasette varolmayı tercih etmiş ve benimsemiştir. Etnik ve dinsel kimlik ekseni üzerinde, siyasette varolmanın en cazip olduğu Türkiye'de, Aleviler siyaset zeminini düşünsel olarak, siyasetin asli unsurları ve ilkeleri üzerinden belirlemiştir. Örneğin 1920'li yıllar ve 1950'li yıllar arası, halifeliğe, şeyhülislama dayalı teokratik rejime karşı, cumhuriyet, laiklik zemini üzerinde siyasallaşan Aleviler, 1950 ve 1970 yıllarda, Cumhuriyet ve laiklik mücadelesinin yanına, bu dönem de daha da belirginleşen siyasetin dinselleştirilmesine karşı, sosyal demokrat eksende özgürlükler, eşitlik talebini yükseltmiştir. 1970 ve 1980 döneminde ise, sermaye sınıfının sömürüsüne ve sendikal örgütlenme yasaklarına karşı, bu taleplerinin yanına emek mücadelesini, demokrasi mücadelesini yerleştirerek, solun ve sosyalistlerin yanında yer almıştır. TİP'in güçlenmesinde ve meclise girmesinde önemli rol oynamıştır. 1980 sonrası, özellikle Madımak ve Gazi katliamından sonra, Alevi hareketi örgütlenerek, mücadelesinin merkezine Alevilerin kültürel kimlik haklarını elde etmek için, eşit haklar ve farklı kimliklerin eşit koşullarda, kardeşçe bir arada yaşaması talebini yerleştirmiştir. Kısaca Aleviler bugün, Cumhuriyet, laiklik, özgürlükler, eşitlik, emek, demokrasi, barış ve kültürel kimliklerinin tanınması için eşit haklar mücadelesini alan olarak tarif etmiştir. Ayrıca Kürt sorunda şiddetten arındırılmış bir Türkiye için barış talebinin de savunucusu olmuştur.  

Alevileri CHP'nin yanına sürükleyen koşulların başında, 12 Eylül Anayasasının anti demokratik hükümleridir. Baraj sistemi ve siyasi partiler kanunu bunlardan biridir. Diğer bir sebep ise, Türkiye'de solun siyasal alandaki gücünün marjinal olmasıdır. Solun siyaseti toplumsallaştıramaması, toplumu da siyasallaştıramamasındandır. Bu durumda sol ve sosyal demokrat seçmenlerin gericilik ve siyasal İslam karşısında, “oyum boşa gitmesin” kaygısı sonucu, Alevi seçmen CHP'nin yanında görünmektedir. Yani ülkemizde ciddi anlamda kitlesel bir sol seçenek yaratılmamıştır. Pragmatizm seçmen tavrını belirlemiştir. Yani siyasal alandaki sol seçeneksizlikten dolayı, CHP'den sol seçenekmiş gibi sunuldu.  

Alevilerin CHP'nin yanında görünmesinin en önemli sebebi siyasi seçeneksizliktir. Türkiye'yi seçeneksizlikten, toplumsal kesimlerin katılımcı olduğu ve onların iradesinin doğrudan yansıdığı siyasal proje kurtarır. Bu proje farklı toplumsal kesimleri kucaklayacak, ayrımcılığa, dışlanmışlığa ve öteki yaratmaya karşı, toplumsal uzlaşmayı adalet, hukuk, demokrasi, eşit haklar üzerinden tarif ederek ortak paydalarda bir arada yaşama kültürünü savunacak, solun evrensel ilke ve kültürü ile şekillendirilmiş güçlü bir kitlesel sol partiyi inşa etmek ya da girişmesiyle mümkündür. Alevileri CHP'den koparacak olan da bu projedir.  

Toplumdan ve demokrasiden arındırılmış siyaset kültürünü değiştirmek, siyaseti asli sahiplerine kavuşturmak lazım. Bu seçeneği yaratırken, toplumsal belleğe bulaştırılan resmi korkuya, gurura ve dini referanslara dayalı ideolojik virüslere karşı, demokrasinin, katılımcılığın ve eşitliğin ilkeleri ile tedavi önermek gerekir. Siyaseti kendi dinamikleri üzerinden şekillendirmek zorundayız. Yani toplumu, korku, gurur ve dini telkinler üzerinden değil, demokrasinin evrensel değerleri üzerinden siyasete katabilmeyi başarmak gerekir. Siyasete egemen olan şark usulü kurnazlıklara, dinbazlıklara ve düzenbazlıklara karşı, yeni bir siyaset kültürünü inşa etmek gerekir.  

Solun tüm renkleri ise ‘küçük olsun benim olsun' duygusundan kurtulup, işbirliğine, aşağıdan yukarıya toplumsallaşacak devrimci sol bir projenin yaratılmasına soyunmalıdır.
   

KÖZ: İHTİYAÇ KİTLESEL VE EYLEMLİ BİRLİK

Köz Dergisi Yazı İşleri Müdürü Demir'e göre solun yapması gereken görevi muhalefet boşluğunu doldurmak İçin işçilerin ve ezilenlerin kitlesel ve eylemli birliğinin sağlanması olarak belirtiyor

KÖZ Dergisi Yazı İşleri Müdürü Şükrü Demir, yazı dizimiz için yaptığı değerlendirmede AKP ve onun yedeğinde olduğunu söylediği CHP'nin düzenin yeni yüzü olarak saldırılarını arttırdıklarını ifade etti. Şükrü Demir, “Kuşkusuz bu saldırılar karşısında emekçiler başlarına gelecek felaketleri sessizce bekleyen bir konumda değiller.  Dolayısıyla “yeni” bir emek hareketini nasıl yaratırız diye formüller, Latin Amerika'dan, Fransa'dan, Yunanistan'dan ya da Arap baharından modeller aramaya gerek yoktur.  Bilakis, belki de 12 Eylül sonrasında ilk kez, emekçiler ve ezilenler hem sandıkta hem sokakta düzen sahiplerini bu kadar sıkıştırıyor; TİP deneyiminden bu yana ilk defa Meclis'e kendi adaylarını gönderiyor, siyasal gündemlere bu kadar damga vuruyorlar” diye belirtiyor.     

Bu başarıdaki en önemli payın odağında BDP'nin bulunduğu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'nun olduğunu ifade eden Demir,  “Ancak tüm bunlar özellikle Batı'da EDÖB'ün kendi başına söz konusu muhalefet boşluğunu doldurabileceğine işaret etmez” dedi. Demir,  bu eylem birlikteliğinde bulunan kesimlerin Batı'da harekete geçirebildiği emekçilerin sayısının 2007 genel seçimlerinden bugüne kadar artmadığını ifade etti.

BLOK İLE SOLUN TABLOSU NETLEŞECEK

Demir değerlendirmesine şu sözlerle devam etti: Bugün sol kamuoyu yoğun bir şekilde odağında BDP'nin bulunduğu Çatı partisi ve Kongre tartışmalarını yürütmektedir. Bu öneriler hem solun tablosunu sadeleştirmek açısından hem de kitlelerin güvenini kazanmak için son derece önemli ve yararlıdır. Biz de KöZ olarak söz konusu önerinin çağrıcısı olmasak da, bu önerileri çağrının kapsamı ve çerçevesinde netleştiğinde gündeme alacağız. Ancak neticede söz konusu öneriler bir program, tüzük ve farklı örgütsel çerçevelerde bir birlikteliği gerektirdiği için, bu öneriler doğrultusunda oluşacak bir birlikteliğin EDÖB'e dahil olmayan ama yüzünü emekçilerin ve ezilenlerin en geniş eylemli birliğine dönebilecek tüm kesimleri içeremeyeceğini görmek zor değildir.

KÜRT SORUNU DEMOKRASİ SORUNUNUN PARÇASI

Bu eylem birliği Kürt sorununun çözümü için kurulmuş bir platform değil, Kürt sorununu yaşadığımız topraklardaki demokrasi sorununun en temel sorunu olarak ele alan, her türlü demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesini gündemine alan ve yaşadığımız topraklardaki emekçileri sınıf sorunları temelinde harekete geçirmeyi hedefleyen, her semtte, her mahallede ayakları bulunan, halk toplantılarıyla, yerel eylemlerle emekçileri harekete geçiren ve bu kesimleri merkezi eylemlere, mitinglere kitlesel bir şekilde dahil edebilen, giderek genişleyen bir eylem birliği olmalıdır.  Bu zemini yaratabilmek için, söz konusu eylem birliğini “işçi hareketi ile Kürt hareketinin bir ittifakı” olarak görme anlayışından kurtularak, Newroz alanlarını dolduranların ezici çoğunluğunun işçi olduğunu; işçilerin demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesinin merkezinde Kürt sorununun da bulunması gerektiğini göz önüne alarak Newrozları işçi eylemlerine, 1 Mayısları Newrozlara dönüştürmesi; düzen güçlerinin tüm saldırılarını eylemli bir şekilde yanıtlaması gereklidir.

ÖDEVİMİZ EYLEM BİRLİĞİ

Bugün hem AKP'yi hem CHP'yi geriletebilecek tek güç solun en geniş kesimini içine dahil edebilen, işçilerin ve ezilenlerin birleşik, kitlesel ve eylemli birliğini yaratmayı hedefleyen bir zemindir. Muhalefet boşluğunu bu şekilde doldurmak, bugün soyut bir temenni değil son gerece güncel ve gerçek bir olasılıktır. Solun tüm kesimlerinin en önemli ödevi de bu eylem birliğini yaratmak olmalıdır.

                                                                                                                                                                                    

KONGRE HAREKETİ, BİRLEŞİK MÜCADELE İÇİN BİR OLANAKTIR

İşçilerin Sesi Gazetesi adına Seyfi Adalı, mücadelenin birleştirilmesinin önemine vurgu yapıyor. Öztürk şu sözlerle bu vurgusunu açıklıyor: İşçilerin, gençlerin, kadınların; Kürt halkının, HES'lere karşı mücadele yürüten köylülerin, sağlık, eğitim, su hakkı ve güvenli gelecek için harekete geçenlerin mücadelelerini birleştirmek, acil ihtiyaçlarımızın başında geliyor.  Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun seçim başarısı, “birleşik mücadele” olanaklarını somut olarak tartışma olanağı veriyor. Blok, sadece Kürt ulusal birliğini sağlaması sebebiyle değil, aynı zamanda sosyalist adayları listesinden göstermesiyle de yeni bir umut yarattı. Nitekim AKP hükümetinin ilan ettiği savaş, bu umudun köreltilmesini de amaçlıyor.  

Adalı, Çatı partisi ile Kongre arasındaki farkı da şöyle açıklıyor: Çatı Partisi girişiminden farklı olarak Kongre Girişimi, seçimlerde ilk adımı atılan, Kürt ulusal hareketinin Türk işçileriyle, ezilen cins ve inanç gruplarıyla, farklı toplumsal mücadele alanlarıyla “birlikte hareket etmek”, “birlikte yürümek” önerisini, seçim ertesinde yerellere ve toplumun geneline yayma girişimidir.  

Kongre önerisi yeni ve farklı mücadele dinamiklerini AKP hükümetine ve sermaye devletine karşı bir araya getirmeyi hedefliyor. Saldırı bütünlüklü; hiçbir toplumsal kesim kendisiyle sınırlı kalan bir mücadele yürüterek başarı kazanamaz. İşçileri Sesi Gazetesi'nden Adalı, Kongre Girişimi'nin dezavantajlarını ise maddeler halinde belirtiyor:

•        Giderek artan çatışma ortamı,  

•        Mevcut sendikal ve sol hareketin parçalı yapısı; sendikaların sınıftan kopuk, sol hareketin ise, rekabetçi kültürü, pozisyon alma ve hesapçı perspektifi;  

•        Kürt siyasal hareketiyle diğer toplumsal güçlere karşı siyasal güç ve örgütlenmede düzey, yöntem farkı;  

•        Kongrenin toplanma tarihinin (15-16 Ekim) çok yakın olması nedeniyle bu hareketten 12 Haziran seçimlerine benzer bir başarı beklenmemeli.  

Seyfi Adalı, Kongre Hareketi'nin de, sınıfın ve solun önünü tıkayan mevcut bürokratik yapıları aşmak için gerekli olduğunu belirtiyor.  

Adalı, “Sonuçta aşağıdan bir inşayı önüne hedef olarak koyan, demokratik, şeffaf bir ezilen ve sömürülenler hareketine ihtiyaç var. Bu hareketin programında ağırlıklı olarak demokratik taleplerin yer almış olması esas belirleyici olan yan değildir. Devrimci bir sınıfın ekonomik ve demokratik taleplerle mücadeleyi Türkiye çapına yayacak olmasına güvenmeliyiz. Böyle bir durumu, programından bağımsız olarak “sınıfa karşı sınıf” dinamiğine göre işleyecek, devrimci siyasal bir mücadeleye dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır” dedi.  

SOSYALİSTLERİ YANLIZLAŞTIRMA POLİTİKASINA KARŞIYIZ

Seyfi Adalı, sözlerini şu ifadelerle bitirdi: İşçilerin Sesi olarak yan yana geldikten sonra ne yapacağımızla ilgiliyiz. AKP hükümetinin ve devletin Kürt hareketini dolayısıyla sosyalist hareketi yalnızlaştırma politikasına karşı duracağız. Ulusalcı ve liberal soldan kendimizi ayırmamız böylece mümkün olabilir.  

Demokratik işleyişi, eşitler arası ilişkiyi ve karar alma biçimini güvence altına alan, yeni bir siyasal gücü oluşturmak için Kongre tipi bir örgütlenmedir. Kongre Hareketi, ihtiyacımız olan hareket esnekliğini sağlayabilir, siyasal kimliklerin erken bir zamanda tekleşmesini dayatmaz ve hareketin orta ve uzun vadeli ömrünü uzatmak için gereklidir.

ARAYIŞLARLA, KARARLILIĞIMIZLA, SABRIMIZ VE YARATICILIĞIMIZLA SOL'UN ÖNÜNÜ AÇABİLİRİZ


Erkan Baş, solun yaşanan sıkıntılı süreçte kafayı dik tutmayı, kararlı olmayı,  gördüğü gerçekleri açıkça ifade etmeyi ve tüm bunların sonucunda üzerine düşen görevleri hayata geçirmek konusunda cesur olmayı başarırsa önünü açmayı da mutlaka başaracağını belirtiyor  

TKP, referandum dönemi sonrası dönemde yaptığı ‘cepheleşme' çağrısını seçimlerden sonra gerçekleştirdiği ‘Kongre'de alınan kararlarla bu çağrıyı geri çektiğini duyurdu. Seçimlerde Türkiye ve sol aleyhine çıkan sonuçtan hemen sonra TKP yeniden yapılanmaya gitti. Cepheleşme çağrısını geri çeken TKP, Kongre kararlarında ‘Sosyalistlerin Meclisi'ni kurma kararını aldı. TKP Merkez Komite Üyesi Erkan Baş, ‘Sol ne yapmalı' yazı dizisi için sorularımızı yanıtladı.

TKP' ye göre solun yeniden çıkış yakalaması ve sosyal, siyasal gelişmelere müdahale edebilen güçlü bir solu oluşturmanın yolu nereden geçiyor?

Öncelikle ülkenin ve dünyanın içinden geçtiği süreçten bağımsız olarak solu tartışmanın eksik olduğuna işaret etmek gerekiyor. Sol, varsa kendi hataları veya eksikleri ile elbette hesaplaşacak ama solun esas olarak bir mücadele süreci içerisinde anlam kazanacağını, düzen güçleri ile kavga etmeden yapılacak tartışmalarla bir yere varılamayacağını unutmamak gerekiyor. Bu vesileyle “sol başarısız, öyleyse kendisi yenilesin” gibi sözlere dostça uyarılar olarak yaklaşamadığımızı da söylemek isterim.

Bu notları düştükten sonra, önce bir akıl toparlaması ihtiyacı olduğuna işaret edelim. Türkiye nasıl bir süreçten geçiyor sorusuna devrimci bir perspektifle ve bütünlüklü yanıt veremeyen solun herhangi bir yol bulabilmesi söz konusu olamaz.

Türkiye toprağına basan, aklı ve yüreği ile emekçi sınıfların içinde konumlanan, kendi bağımsız siyasi kimliğini güçlendirmede inatçı ve sabırlı bir tutum olmazsa olmazlarımızdır. Sol Dünya'ya ve ülkemize sınıf gözlüğüyle bakmayı başarabilen, omuzları üzerinde kendi kafasını taşıyan, sözleri ve gür sesle haykıracağı sloganlarıyla işçi sınıfının, emekçi halklarımızın, gençlerin sözcüsü olmayı amaçlayan bir tutumda ısrarcı olmalıdır.

Türkiye'nin içinden geçtiği dönem işçi sınıfı cephesinden baktığımızda koyu bir karanlığa işaret ediyor. Böylesi dönemlerde kolay yoldan ve kendi dışındaki güçlere yaslanarak başarı arayanlar veya solu buna ikna etmeye çalışanların ortaya çıkması, bunların sesinin biraz daha yükselmesi kaçınılmaz. Bize göre sol bu süreçte kafayı dik tutmayı, kararlı olmayı,  gördüğü gerçekleri açıkça ifade etmeyi tüm bunların sonucunda üzerine düşen görevleri hayata geçirmek konusunda cesur olmayı başarırsa önünü açmayı da mutlaka başaracaktır.

Devrimciler,  akıl, yürek ve bilek denklemini yeniden düşünmek zorunda. Bu bütünlüğü, eğer aklınızı kullanmazsanız, yüreğinizi doğru kullanamaz ve asla güç olamazsınız biçiminde ele alabiliriz. Türkiye solunun, artık dışına düşen önemsiz kesimleri dışında, tümünün yüreği sağlam bir damarı olduğuna, hatta ayıptır söylemesi Dünya'da eşine az rastlanır bir yiğitlik damarımız olduğuna inanıyorum. Ancak bunu bilimsel bir ülke ve dünya değerlendirmesi ile bütünlemekte çoğu zaman sıkıntı yaşıyor.

Özetle Türkiye'nin ve Dünya'nın içinden geçtiği süreci devrimci bir perspektifle okumak, anlamak ve müdahale etmek mümkündür. Türkiye solu eğer birikimlerinden faydalanmayı başarır, aklını ve yüreğini doğru kullanabilirse, inadını arayışlarla, kararlılığını yeni denemelerle ve sabrını yaratıcılıkla birleştirerek etkili bir güç haline gelecektir.  

Son olarak geçtiğimiz dönemden devredenlerle sıfır noktasında olmadığımızı da not edelim.  Doğrudur AKP daha önce sol'da duran kimi kesimleri yanına çekmeyi başarmıştır, ancak bizde bunun Türkiye solunun en etkisiz, köksüz gruplarıyla ve toplumsal ağırlığı çok küçük aydın çevrelerle sınırlı kalmasını sağladık.

Sonuçta AKP pek çok şeyi başardığı bir dönemde istediği solu yaratamadı… “Biz bu karanlık gidişe köklü bir karşı koyuşu örgütleyemedik bu bize ders olsun, egemenler de solu teslim alamadı bu da onlara dert olacak” diyebiliriz.

TKP son kongre sonrası 'cepheleşme' çağrısını geri çekti. Neden? Kongre kararlarında yer alan 'ülkemizin devrimci birikimini Sosyalistlerin Meclislerini inşa etmek üzere harekete geçirecektir' ibaresi ne anlam ifade etmektedir?

“Cepheleşme çağrısı”nın Türkiye'de son 20-25 yıldır sosyalistlerin en önemli çıkış arayışlarından birisiydi.

TKP'nin bir cephe çağrısı yerine cepheleşme çağrısı yapmış olmasının yeterince anlaşılmadığını düşünüyoruz. Bu süreci örerken sadece birbirine yakın görüşleri olan kimi siyasi parti veya grupların bir masa etrafında buluşup “cephe” ilan etmesini önermedik. Böyle bir “cephe” kurulacağına da hiç inanmadık.

Cepheleşme'yi Cephe'den ayıran temel unsur, TKP'nin mümkünse diğer sol güçlerin de ortak emeğiyle düzene karşı toplumun geniş yüzeyinde ve farklı zeminlerde oluşan direnç odaklarına tutunması, bunları derinleştirmesi, siyasallaştırması, bir önderlik oluşturulması, bu yolla sosyalizmi toplumsallaştırması hedefleriydi. Cepheleşme biz göre dinamik bir süreç olarak kavranmalıydı ve bunun en önemli adımı yerelliklerde, üretim ve hizmet birimlerinde, kuruluş aşamasında olan yeni gerici rejime (2. Cumhuriyet diyebiliriz) karşı biriken tepkinin ortak bir zeminde örgütlenmesiydi.

Burada ortaya çıkan enerji, ülke çapında sosyalistlerin etkin bir siyasal güç olarak sahneye çıkarabilirdi.  Toplumsal alanın çeşitli birimlerinde ortak bir perspektifle ne kadar güçlü birliktelikler inşa edilirse, merkezi düzeyde o kadar iddialı bir çıkış yapılabilecek, merkezi çıkışın ülke çapında ciddi bir seçenek olarak kendini ortaya koyması ise tüm çalışmaları daha iddialı ve daha yaygın olarak örgütleme sürecine katkı koyabilirdi.

Dar haliyle “cephe” ise sol içi güç birliği girişimi olarak algılanmaya açık ve bu bir yerden sonra esası unutturuyor.  Esas olan emekçi halkın, ülkemizin yoksullarının, gençliğin siyasal enerjisini büyütmek ve bir güç haline getirmekse bunu olumsuz etkileyecek hiçbir şeye izin vermemek gerekir.

Sosyalizm mücadelesini toplumsallaştırmak görevi güncelliğini korurken, sol içi ilişkilerde güç birliği projeleri, görebildiğimiz kadarıyla gerçekçi olmadığı gibi bu uğrakta verim de vaat etmemekte. Önümüzdeki bir dönem için, sol içi kurumsal işbirliklerine yönelik bir beklenti yerine, sosyalist öznelerin kendi gelişimini ve etkisini artırmaya yoğunlaşması daha doğru olacaktır. Biz bu yolu benimsedik ve gereksiz beklentiler ile zaman kaybetmek yerine var olan enerjiyi büyütecek yeni arayışlara girmeyi tercih ettik.

Sosyalistlerin Meclisleri bu yaklaşımımızın en önemli ayağı, Ekim ayının başında daha somut adımları  kamuoyu ile paylaşabileceğimizi sanıyorum.

Son olarak bu önceliğe solun diğer kesimlerine ve Kürt ulusal hareketine dönük sekter tutum anlamına gelmediğini aksine bu güçlerle dostça diyalog geliştirmeye özen gösterme kararlılığı içinde olduğumuzu da eklemek isterim.

 

                                     ÇULHAOĞLU: SOLUN ORTAKLAŞMADAN ÖNCE KENDİ SORUNLARINI ÇÖZMESİ GEREK

 


Çulhaoğlu, sosyalistlerin belli noktalarda ortaklaşmalarının anlamlı olabileceğini, ancak esas meselenin toplumun kendisini de ayağa kaldıracak solun kendi içsel meselelerini çözmesi gerektiğini belirtiyor

TKP Merkez Komite Üyesi ve gazetemiz yazarı Metin Çulhaoğlu, bugün için Türkiye'de sosyalizmin ve sosyalist hareketin hemen her cepheden kuşatılmış, kendi alanına sıkıştırılmış durumda olduğunu ifade ediyor.  

Çulhaoğlu: “Bunu söylerken, hiş kuşkusuz, açıkça sosyalist bir Türkiye'yi hedefleyen, bu hedef doğrultusunda mücadele veren örgütlü siyasal hareketleri kastediyorum. Yoksa bu ülkede henüz bir ‘sınıf hareketi' bütünlüğüne ulaşmamış da olsa yer yer görülen sınıfsal çıkışlar, kapitalizm karşıtı tepkiler, kapitalizmin metalaştırma ve kar oburluğuna karşı mevzi direnişler vardır. Sorun, bu çıkışların, tepkilerin ve direnişlerin henüz toplumun tüm kesimlerini etkileyememesi ve örgütlü sosyalist odakların buralara yeterince nüfuz edememesidir.”

MUHALEFET MARJİNALİZE EDİLİYOR

Metin Çulhaoğlu, bu dağınıklığın ve kopukluğun nedenlerini, 30 yıl geriye giderek, 12 Eylül'le başlayan süreci dikkate alarak tespit edebileceğimizi söylüyor. Ancak, bir gerçeği de hiç unutmamamız gerektiğini ifade eden Çulhaoğlu: “AKP, 12 Eylül zihniyetinin en sadık ve “ilerletici” mirasçısı olduğunu göstermiştir; son 9 yıl içinde, ama doğrudan zor ve şiddetle, ama kimi ideolojik ve siyasal manipülasyonlarla direnmeyi, örgütlenmeyi ve mücadeleyi bu ülke insanının gözünde bir “suç” veya “aykırılık” saydırtacak mahareti sergilemiştir.” Çulhaoğlu, AKP iktidarının, kullandığı zor'u aynı zamanda mevcut durumu onaylatıcı ideolojisiyle takviye etme, onaylatıcı ideolojisinde ise zor'un, zorlamanın öğelerine yer verme anlamında Türkiye'deki geçmiş burjuva iktidarlar arasında özel bir yere oturduğunu belirtti. AKP'nin, toplumun geniş kesimleri üzerinde ideolojik hegemonya kurabildiği için istediği zaman zor'a fütursuzca başvurabildiğini söyleyen Çulhaoğlu: “Zora başvurulan her durumda ise bu kullanım edilgenleştirici, hareketsizliğe itici ideolojik salgısını toplumun dokusuna yaymaktadır” dedi.

 ORTAK MÜCADELE: GERİCİLİĞE, EMPERYALİZME, KAPİTALİZME VE AKP'YE

Metin Çulhaoğlu, Türkiye sosyalist hareketinin ortaklaşabileceği ve ortaklaşmaması gereken alanı şu şekilde açıklıyor: Bu söylenenler, sosyalist hareketin hem düzene ve iktidara karşı mücadelesinde hem de yer yer görülen hareketlenme, tepki ve direnişlerle kuracağı ilişkilerde tarz, yaklaşım, söylem ve pratik anlamında yaratıcı, yenilikçi ve deneyselci olmasını gerektirmektedir. “Yaratıcılık”, “yenilikçilik” ve “deneyselcilik” ise en başta bir el rahatlığını öngörür. Daha açık konuşmak gerekirse, Türkiye sosyalist hareketinin örgütlü müfrezeleri, kapitalizme, emperyalizme, gericiliğe ve bugünkü AKP iktidarına karşı hep birlikte yapabilecekleri birtakım ortak işlerin ötesinde, bu topluma nüfuz edip onu canlandıracak, hareketlendirecek kendi özel girişimlerinde “serbest” olmalıdırlar. Böyle bir el rahatlığının ve serbestliğinin olası getirileri, ortak paydalara veya asgari müştereklere feda edilmemelidir.

SOL TOPLUMU AYAĞA KALDIRMALI

Çulhaoğlu, ortaklaşmaların mümkün ama asıl izlenmesi gereken yolun sol örgütlenmelerin kendi sorunlarının çözüm yollarını bulması olduğunu söyledi. Çulhaoğlu, bu tezini şöyle açıklıyor: Türkiye sosyalist hareketi, bunları temelden, toplumun ve yaşamın içinden besleyecek damarlara yeni ve özgün yollarla ulaşmadıkça, birleşmelerin, ortaklaşmaların, cepheleşmelerin veya çatılaşmaların etkisi de sınırlı kalacaktır. Bunlar, Türkiye sosyalist hareketinin Kürt halk hareketi ve siyaseti ile ilişkileri söz konusu olduğunda da gözetilmesi gereken hususlardır. Bu hareket ve siyaset, yeni örgütlenme/partileşme formlarıyla ülkenin başka coğrafyalarına barış, kardeşlik ve demokrasi temalarıyla elbette gidebilir ve gitmelidir. Ancak, bu coğrafyalarda ele avuca gelir, ulusal sorunun çözümü ötesinde başka hedeflere de odaklı, demokrasiden ve sosyalizmden daha başka şeyler anlıyor olsa bile kendisine dost eli uzatan sosyalist örgütlenmeler bulamadığında etkisi çok sınırlı kalacak, bu yüzden belki kendisi de hiç istemediği halde yeniden kendi coğrafyasına çekilmek zorunda kalacaktır.

Kürt sorunu “Türkiye'nin bir numaralı sorunu” olabilir; ancak bu bir numaralı sorunun gerçek anlamda çözümünün bir numaralı önkoşulu da Türkiye sosyalist hareketinin kendi sorunlarını çözmesidir.

 

                                                               LEVENT TÜZEL: BİRLEŞME GÖREVİ KAÇINILMAZDI

  Tüzel, Kongre hareketinin Kürt ulusal meselesiyle, toplumsal muhalefetin, devrimcilerim, ilericilerin sorunlarının ortak bir paydada birleşeceğini söyleyerek, devrimcilerin, sosyalistlerin artık bu sorunların ortak çözümünden, sorumluluğundan kaçamayacağını belirtti

Bağımsız İstanbul Milletvekili Levent Tüzel,  Kongre/Çatı Partisi'nin birlikte hareket ederek en geniş demokratik birliği oluşturmak adına her türlü demokratik mekanizmanın hayata geçirileceğini anlattı. Tüzel, Blok'un şu anki çalışmasının Türkiye çapında örgütlenmiş bir Kongre toplamak olduğunu ifade ederek, aynı zamanda Blok partisi çalışmasının da bunun içinden çıkacağını ifade etti. Tüzel,  Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun temel teşkil ettiği program etrafında  Türkiye'deki bütün emekçilere, ezilenlere, dillerinden, inançlarından dolayı ayrımcılık görenlere, çevre, kadın hareketlerine seslenebilecek bir oluşumu yerelden doğru oluşan Kongre hareketi haline getirmek istediklerini söyledi.  Tüzel, Kongre ile Çatı Partisi arasındaki farkı da şöyle anlattı: Kongre hareketinin  Çatı Partisi'nden temel farkı sadece sol, sosyalist öznelerle hareket etmeyecek olması. Tüzel:  Kürt ve Türk halklarını bu Kongre etrafında bir araya getirmeye çalışırken parti formatına girmek istemeyenleri de, kendi siyasi yapısını düşünenleri de kucaklayacak bir formu bulmaya çalıştık, çalışıyoruz.  

KONGRE DE ÇATI PARTİSİ DE GEREKLİ

Bağımsız İstanbul Milletvekili Levent Tüzel: Bize göre hem Çatı Partisi hem de Kongre hareketi gerekli. Hem siyasi taleplerin toplumsallaşması, hem toplumsal olanın siyasallaşması  açısından bütün bunların birleşik bir hareketi için Kongre hareketi gerekli.  Öte yandan parti de gerekli. Meclis'e girilecek, seçimlere girilecek, düzen partileri karşısında alternatif olacak, halka umut verecek , halkın Meclis'te temsilcisi olacak bir partiye ihtiyaç var.  Bu iki yapı birbirini besleyecek.

SADECE KÜRT SORUNU OLMAYACAK…

Kürt hareketi ve sosyalistlerin asimetrik ilişkisini de değerlendiren Tüzel,  oluşacak olan yapıda Kürt hareketinin baskın olmasının söz konusu olmayacağını, süreç içinde yer alan herkese eşit temsil sağlanacağını ifade etti. Tüzel sözlerine şu şekilde devam etti: Kongre ve onun içinden çıkacak parti Türkiye'nin demokratikleşmesi, özgürlüklere ve barışa dair temel meseleleri önüne  hedef koyacak. Bu nedenle Kürt hareketinin baskın karakterinin ön plana çıkması gibi bir şey söz konusu değil. Ülke ihtiyaçları önde gelecek, iç işleyişte de nispi temsil uygulanacak. Kongre/Çatı partisi sürecine katılacaklar için temsilde eşitlik sağlanacak. Tüzel: Her sorun konuşulacak. Bunun için hazırladığımız programa bakmakta fayda var. Burada bütün çalışmalar Kürt sorununa dair olacak diye bir şey de yok.  Bütün sorunlarımızı konuşacağız. Tüzel, meselenin Kürt hareketi olmadığını, meselenin kendisinin Kürt sorununu da içinde barındıran ve  tüm sosyalist, demokrat, ilerici güçleri sorunların çözümü  için ortak payda haline getiren ‘birlik' tartışmasının kendisi olduğunu ifade etti. Bağımsız milletvekili Tüzel, kendileri açısından da meseleniz buna dair görevleri gerçekleştirmek olduğunu belirtti.

 SOSYALİZM VURGUSU YOK AMA PROGRAM TOPLUMCU

Tüzel, “Demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü toplum mu, sosyalizm mi?” sorusuna da şu yanıtı veriyor:   Bizim ortak paydamız demokrasi mücadelesi. Mevcut kapitalist sisteme karşı,  emeğin hakkı ve ezilen tüm kesimlerin hakkını sağlamamız gerek.  Bütün bunların etrafında öreceğimiz mücadele aynı zamanda demokratikleşme mücadelesidir. Bu oluşturmaya çalıştığımız hareketin içinde antiemperyalizm ve antikapitalizm içsel bir olgu olarak zaten yer alıyor.  Bunu yazıya çiziye dökelim tartışmasına gerek görmüyoruz. Programda da sosyalizm vurgusu olmasa da aslında bütün olarak bakıldığında toplumcu bir anlayışı göreceksiniz.

 BAŞARMAMA ŞANSIMIZ KALMAMIŞTIR

‘Sol ne yapmalı' yazı dizimize konuşan Levent Tüzel, yıllardır solun kendisinin ne yapması gerektiğine dair kafa yorduğunu,  ‘sol'un bir takım girişimlerde bulunduğunu ama bir türlü istenilen sonucun sağlanamadığını hatırlattı. Tüzel:  Bu defaki arayışın, bir araya gelişin başarılı olmama şansı kalmamıştır. Türkiye ve bölgede yaşanan savaş atmosferi,  halkları birbirine kışkırtma poltikası, dünya sistemi ve onun ülkemizdeki uzantılarına  kadar uzanan işbirlikçi durum geldiği nokta açısından vahamettir. Bizim gibi sosyalizm, devrim ve demokrasi derdi olanların sorumsuzca davranma, kendi bahçeme dair meseleleri görür yürütürüm anlayışına hakları da şansları da yok.  Ciddi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.  12 Haziran seçimleri böyle bir görevi ortaya çıkarmış ve böyle bir toplumsal tabanın olduğunu da göstermiştir.

ÇATI PARTİSİ VEKİLİ OLACAĞIM

Tüzel son olarak BDP'ye katılmama gerekçesini açıkladı: BDP'ye katılmayı uygun da, doğru da görmedim. Çünkü;  Blok olarak seçimlere girdik.  Blok vekili olarak seçildik. Blok'un partileşme çalışmasına dair halkımıza sözümüz var. O sözü gerçekleştirip Meclis'e Çatı Partisi'nin  vekili olarak gideceğim.  BDP zor durumda kalsa,  grup kuramasa katılma durumu tartışmamız hale gelirdi. EMEP'in başına da dönmeyeceğim. EMEP'in başında 18 Aralık günü yapacağımız 6'ıncı Büyük Olağan Kongre'ye kadar Selma Gürkan arkadaşımız olacak.

                                                                  ALPER TAŞ: BAĞIMSIZ, DÜZEN KARŞITI BİR DEVRİMCİ HAREKET

Taş, bugün için devrimciler açısından asıl ihtiyacım antikapitalist ve anti emperyalist düzen karşıtı bir oluşum olduğunun altını çizerek, “Güçlü olmadığımız toplumsal/sınıfsal zeminlerde güçlenmek için ortak bir mevzilenmeye çağırıyoruz” diyor

ÖDP, 12 Eylül referandum döneminde solda, sosyalist öznelerle bir araya gelmesinin ardından gündemine birleşik devrimci mücadeleyi aldı. ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, 12 Haziran seçimleri öncesi verdiği mesajlarda, seçim sonrası yeni bir araya gelişlerin işaretini vermişti. Seçimlerden sonra Taş, bir araya geliş çağrısını  ‘birleşik devrimci merkez'  olarak yaptı. Taş ile yazı dizimiz için bu çağrıyı ve solun yeniden toplumsal bir güç olmasını konuştuk.

ÖDP gözlemci olarak katıldığı Kongre/Çatı partisi sürecinde yer almayacağını ifade etti. Kongre/Çatı partisi sürecine katılan yapılar kendini feshetmeyeceğine göre ÖDP bu sürece içeriden 'Birleşik Devrimci Merkez' talebi doğrultusunda katkı koyabilir miydi?           

Tartışmayı yalnızca bir ‘biçim/form' tartışmasına hapsetmek doğru olmaz. Öncelikli olan oluşturulacak zeminin politik muhtevasıdır. Görebildiğimiz kadarıyla Kongre/Parti programı esas olarak rejim sorunlarını-kimlik sorunlarını bir odak noktası olarak görmektedir.  Oysa bugün asıl olarak ihtiyaç kapitalizmin sömürü politikalarına ve emperyalizmin tahakkümüne karşı duran düzen karşıtı bir programdır. Düzen karşıtı program elbetteki Kürt halkının ve bunun yanı sıra kimlik taleplerinin eşit yurttaşlık temelinde çözümünü savunmalıdır.

Çatı Partisi, Kürt hareketinin bugün yürüttüğü mücadelenin bir ihtiyacı olarak ulusal birlik ve onunla sosyalistlerin bütünleşmesini esas almaktadır. Kürt hareketinin ihtiyaçlarının bir ürünü olarak gündeme gelen bu Kongre/Parti'nin temel ufku da Kürt sorununun çözümü konusunda –Kürt hareketinin politik yönelimleri doğrultusunda- oynayacağı rolle sınırlı kalacaktır. Çatı Partisi'nin temel politik yönelimleri doğrudan Kürt sorununun gelişimine göre şekillenecektir.

Bugün sosyalist hareketin Kürt sorunu da dahil ülkenin temel meselelerinin emekçilerden ve ezilenlerden yana çözülebilmesine katkı sunabilmesi her şeyden bağımsız bir siyaset olarak varlığını korumasına ve güçlendirilmesine bağlıdır. Devrimci-sosyalist hareketin Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünde etkili
Yan yana gelelim, birlik olalım duygusunu anlamak mümkündür ancak Türkiye sosyalist hareketinin birlik deneyimlerini göz ardı ederek yürümek ileride çok daha ciddi olumsuzluklara yol açacaktır. ‘Etkisiz birlik olarak güçlenelim' duygusu daha yakın bir süreçte Türkiye solunun önemli kırılma noktalarından olan 12 Eylül Referandumu'nda ‘yetmez ama evet', ‘hayır' ve ‘boykot' eğilimi içerisinde olan kesimleri Kongre/Çatı Partisi içerisinde yan yana getiriyor. Dün bir araya gelinemeyen neydi, bugün gelinen ne? Hiç sorgulanmıyor. Mevcut duruşuna dair kimse de bir özeleştiri de bulunmuyor. Çatı Partisi'nin ‘evetçi' bileşenleri Kürt siyasi hareketine dönük AKP hükümetinin saldırısına veryansın ediyor ama AKP'nin bu düzeyde gelişip-güçlenmesinde 12 Eylül referandumunda aldıkları tutumun etkili olup olmadığını hiç sorgulamıyor. Kimse de sorgulatmıyor. ‘Bütün bunları bir yana bırakalım yürüyelim' demekle olmuyor. Ve daha önceki deneyimlerden de malumdur ki bu yaklaşımlarla anlamlı bir yol arkadaşlığı da maalesef çıkamıyor.

ÖDP, ihtiyaç olarak belirlediği Birleşik Devrimci Merkez arayışını nasıl şekillendirecek? Kimlerle yan yana olmayı önüne hedef olarak koyuyor?           

‘Birleşik Devrimci Merkez' arayışı öncelikli olarak kendimizi aşma çabasıdır. Ve esas olarak ‘birleşik' bir ‘devrimci hareket' yaratma arayışıdır. Biz, ‘birleşik devrimci hareket' için tartışmalarımızı, mücadelemizi ortak bir program içinde örgütleyecek olan birleşik bir zemin öneriyoruz. Birleşik devrimci hareketin yukarıdan mutabakatlarla değil birleşik bir emek hareketi, birleşik bir gençlik hareketi, birleşik bir ekoloji hareketi, birleşik bir kadın hareketi içinden çıkabileceğine inanıyoruz.

Güçlü olmadığımız toplumsal/sınıfsal zeminlerde güçlenmek için ortak bir mevzilenmeye çağırıyoruz. Devrimci-sosyalist-sol muhalefetin sorununun çatı oluşturma değil sorunun temelden kaynaklı olduğunu görüyoruz. Daha dışsal/fedaratif bir çatı değil içsel birleşik bir hareket yaratmayı hedefliyoruz. Böyle bir birleşik devrimci hareket yaratma sürecinin programının da anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir temelde olması gerektiğine inanıyoruz.

Birleşik Devrimci Merkez çağrısı bu manada sosyalist-devrimci hareketin özneleri, Kürt siyasi hareketi ve toplumsal muhalefetin bileşenlerinin anti-emperyalist, anti-kapitalist bir mücadele hattında birleşik bir devrimci hareket yaratma hedefi ile ortak bir tartışma/mücadele zemininin oluşturulmasına dönük bir çağrıdır.

Sosyalist solda yaşanan toplumsal ve siyasal gelişmelere  müdahale edememe durumunun kalkması için yeniden güç biriktirmeye ihtiyaç olduğu açık. İdeolojik ve örgütsel yeniden güç biriktirmenin politik ve stratejik yolu nereden geçiyor.  

İdeolojik alanda yaşanan karmaşa önemli bir güç kaybına ve solda bir parçalanmaya yol açtı. Düzenin eski ve yeni formları çerçevesinde süren çelişkiler solda da bir yanıyla liberal bir yanıyla milliyetçi iki sağ savrulma noktasını ortaya çıkardı. Bugün bu belli oranda etkisizleşmekle birlikte, bu iki hattın dışında bugünün sorunlarına düzenin köklü bir eleştirisi ışığında yanıt veren eşitlikçi-özgürlükçü bir siyaset çizgisinin her düzeyde geliştirilmesine ihtiyaç var.

Bu iddia da ancak, burjuva siyasetin labirentlerinde nefesini tüketmeyen, kendi dışındaki güçlere bel bağlamayan bir mücadele anlayışı ile hayata geçirilebilir. Toplumsal/sınıfsal zeminlerde güç kazanmadan, bugün bu yönde mevzilenmeye dönük adımlar atmadan solun krizinin aşılması mümkün değildir. Böyle bir mücadelenin imkanlarının da daha fazla ortaya çıkmaya başladığı bir dönemden geçiyoruz. Kapitalizmin saldırılarının doğrudan yaşama- yöneldiği yerde kapitalizme karşı başkaldırı alanları-mekanları çoğalıyor. TEKEL direnişinden başlayarak gençliğin mücadelesinden HES karşıtı direnişlere kadar toplumun ezilen emekçi kesimlerinin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin güç kazandığını görüyoruz. Bugün bunu çoğaltmaya, o direnişler içerisinde var olmaya dönük zorlu bir mücadele içinde siyaseti toplumsallaştırarak ve toplumu siyasallaştırarak sol yeniden etkili bir siyasi güç olabilir.

                                                                  HALKEVLERİ: AMACIMIZ SOSYALİSTLERİN PROGRAMI…

Halkevleri, 'birlik' tartışmalarını Kürt ulusal taleplerinin merkezde olduğu ve tamamlanmış bir programa sahip olduğunu belirterek, sosyalistler açısından esas meselenin hak mücadeleleri ekseninde sosyalistlerin programının oluşturulmasının önemine dikkat çekiyor

Halkevleri ‘sol ne yapmalı' sorusuna ‘hak mücadeleleri programı'nın acil olarak oluşturulması yanıtını veriyor. Kongre/Çatı partisi sürecine katılmadığını açıklayan Halkevleri'nin Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut, “Bugün Türkiye emek hareketinin en önemli sorunu program sorunu, sosyalistlerin görevi ise bu program sorununu gidermektir,” diyor. Karabulut'a göre  Kürt siyasal hareketi ulusal taleplerin merkezde olduğu Türkiye siyasetinde ve Kürt kitleler üzerinde hakim bir programa sahiptir. Karabulut, sınıf hareketinin ise yeni çatışma eksenine işaret eden “hak mücadeleleri” programının henüz oluşum aşamasında olduğunu belirterek, iki farklı programın gerek kitlesellik düzeyleri gerekse de siyasallaşma düzeylerinin arasındaki fark ve açının “birlik” projelerini handikaplı hale getirdiğini ifade etti.

‘BAĞIMSIZ EMEK HAREKETİNİ ÖNEMSİYORUZ'

 Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı Karabulut, Kürt siyasal hareketinin güncel ihtiyaçları açısından aciliyet taşıyan

“birlik” çabalarının, sosyalist hareketi çekim alanına alarak, bağımsız bir emek hareketi yaratma dinamiğini gündelik siyasetin ihtiyaçlarına hapsetme riskini barındırdığını anlattı.  Karabulut, “Birlik projelerinin sosyalistlerin Kürt Halkıyla dayanışma görevini yerine getirmekle sınırlı bir sonuç ortaya çıkartması geçmiş birlik deneyimlerinden görüldüğü gibi güçlü bir olasılıktır,”dedi.  Oysa emek hareketinin ve sosyalistlerin Kürt Halkıyla dayanışma görevlerinden kaçınmadan emek hareketinin programını oluşturmak, kitleselleştirmek, siyasallaştırmak gibi acil görevleri olduğuna inandıklarını söyleyen Karabulut, ‘hak mücadeleleri' programı ile Kürt halkının demokratik ulusal programını birbirini güçlendirecek tarzdaki dayanışmalar, işbirlikleri, geçici ve kalıcı güç birliklerinin her zaman kurulabilir ve kurulması gerektiğini ifade etti. Karabulut, girişilecek “birliklerin” tüm iyi niyetli çabalara rağmen başarısızlığa uğramamaları ve umutsuzluğa yol açmamaları için bu nesnelliklerin göz önünde bulundurulması gerektiğine inandıklarını ileri sürdü.

SORUMLULUKLARIMIZ ÇOK

Genel Başkan Yardımcısı Karabulut,  Türkiye siyaseti ve sınıflar mücadelesinin birçok sorun ve sorumlulukla aynı anda karşı karşıya bulunduğunu ifade etti. Karabulut, bir yanda Kürt sorununun dayattığı acil ve sıcak gelişmelerin yüklediği görevlerin, diğer yanda ise solun kitlesel bir halk hareketi yaratma sorumluluğunun Türkiye sosyalistlerini zorladığını öne sürdü.

ERTUĞRUL KÜRKÇÜ: KALKINMA PARADİGMASINI DEĞİŞTİRECEĞİZ


Ertuğrul Kürkçü, Kongre çalışmalarının Türkiye solu için yeni bir önerme olduğunu ifade ederek, Çatı Partisi tartışmalarının bunun dışında tutulması gerektiğini ifade etti. Kürkçü, Kongre hareketini daha kucaklayıcı bir yapı olarak gördüklerini belirtti.

  BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü Kongre sürecinde görevli  BDP‘li beş milletvekilinden biri. Kürkçü, Kongre'yi, Çatı Partisi kavramını ve Sosyalist Yeniden Gelecek Parti Girişimi'ni ‘sol ne yapmalı' yazı dizimiz için değerlendirdi. Kürkçü,  Çatı Partisi kurmak gibi dertlerinin  olmadığı gibi, böyle bir ismi kullanmanın da artık doğru olmadığının altını çiziyor. Kürkçü, Çatı Partisi kurma gibi hedeflerinin olmadığını vurgulayarak , böyle bir konunun Kongre hareketinin tartışma alanının dışında kaldığını açıkladı. Çatı Partisi'nin daha önce sosyalist öznelerle ve aydınlarla tartışıldığını ancak bugün için oluşturulan Kongre hareketinin geniş bir toplumsal muhalefet kesimini  içine alan bir yapısının söz konusu olduğunu ifade etti.  Kongre'nin yeni bir önerme olduğunu söyleyen Kürkçü, bazı arkadaşlarının parti isteme özgürlüğü olduğu gibi kendilerinin parti meselesini ikincil bir mesele olarak gördüklerini ifade etti.  Çatı Partisi önerisinin daha önce organik bir parti olarak tartışıldığını belirten Kürkçü,  son süreçte tüm yapıların kendi  varlıklarını sürdürme yönündeki eğiliminden dolayı  Çatı Partisi talebinin tarz olarak  farklılaşmış olduğunu ileri sürdü.

KONGRE VE DTK FARKLI HEDEFLİ YAPILANMALAR

BDP Mersin Milletvekili Kürkçü, Kongre hareketinin Demokratik Toplum Kongresi(DTK) ile bezer bir örgütlenme olup olmadığına da açıklık getirdi. Kürt özgürlük hareketinin temsilcilerinin seçimle bir araya geldiğini ifade eden Kürkçü, Kongre'nin ise Türkiye siyasal ve toplumsal muhalefetinin bir araya  gelmesi demek olduğunu söyledi.  DTK ile Kongre'nin tek ortak yanının aşağıdan yukarıya meclisler yoluyla örgütlenmek olduğunu söyleyen Kürkçü, esasen  iki yapının farklı amaçları hedeflediğini belirtti.  Kongre hareketi içinde Kürdistan topraklarından delegelerin de seçileceğini ve bunların DTK üyesi olabileceğini ifade eden Kürkçü, Kongre ile DTK'nin hiçbir şekilde organik bağa sahip olmayacağını anlattı.

HEDEF DEMOKRATİK CUMHURİYET

Ertuğrul Kürkçü, “Kongre'nin hedefi demokratik cumhuriyet ve demokratik cumhuriyet'in bir parçası olarak demokratik özerklik olacak.  Türkiye'nin demokratikleşmesi,  emeğin hakkının sağlanması, siyasal ve toplumsal ifade özgürlüklerin gerçekleşmesi ve süre giden mücadele dinamiklerinin ortaklaşmasını sağlayacak” dedi.  Kürkçü, Kongre süreci öncesinde yürüttükleri Sosyalist Yeniden Gelecek Parti Girişimi'nin geldiği aşamayı da değerlendirdi.  Bu oluşumun derinleşerek sürmesi gerektiğine vurgu yapan Kürkçü, bu derinleşmenin sosyalist hareket açısından pozitif bir durum yaratacağını öne sürdü. Kürkçü,  böyle bir çalışmanın Kongre ile eşgüdümlü  gideceğini belirterek Sosyalist Yeniden Gelecek Parti Girişimi çabalarının hızlanacağını da ifade etti.  Kürkçü değerlendirmesinin sonunda, insanı merkeze alan ve yeni bir uygarlık için bütün çelişkileri ortadan kaldırmaya yönelen bu çabalarının kalkınma paradigmasını değiştireceğini söyledi.

SUNGUR SAVRAN: SOL İLTİHAK PROJESİNİN İÇİNDE

DİP Genel Başkanı Sungur savran, Türkiye solunun bir ittifak projesinden ziyade Kürt hareketine ilhak projesini gerçekleştirdiğini öne sürüyor. Savran: Biz yıllardır ‘Emek ve özgürlük' cephesini savunduk ancak gelinen nokta ilhak, anayasacılık, emeğin görünmezliği ve Marksizmin reddiyesi

 Devrimci İşçi Partisi(DİP) Genel Başkanı Sungur Savran, uzun yıllardır Kürt hareketi ile ortak mücadeleyi savunduklarını ancak kurulmakta olan “Kongre/Parti”ye katılmamaya karar verdiklerini ifade etti.  Savran, solda kurulmaya çalışılan Kongre/Parti'ye karşı çıkan yapıların nedenlerini ve kendi karşı çıktıkları noktaları şöyle açıkladı: “Bazı akımlar, Kürt halkının mücadelesine bir ölçüde karşı oldukları için yeni partiye uzak duruyorlar. Bu, Türk milliyetçisi bir tavırdır ve çok yanlıştır.”  Genel Başkan Savran, Kürt halkının mücadelesine hep destek verdiklerini ifade ederek, kurulmakta olan somut birliğin yanlış temellere dayandığını düşündüklerini açıkladı. Savran, yirmi yıla

yakın süredir “Emek ve Özgürlük” cephesinin kurulması gerekliliğini savunduklarını anlattı. Oysa kurulmakta olan partide ‘emek' boyutunun bir kenara bırakıldığını söyleyen Savran, Kongre/Parti'nin kendine ‘Demokrasi ve Özgürlük' adını vermesi gerektiğini savundu. Savran, “Yani Türkiye'ye demokrasi, Kürtlere özgürlük. Ya da tam da aynı anlama gelmek üzere, “Demokratik Ulus” olmalı partinin adı,” diye konuştu.

‘EMEK SORUNUNA TARAF OLUNMALI'

DİP Genel Başkanı Sungur Savran, emek boyutunun bir kenara bırakıldığını söylerken, partinin burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sınıf mücadelesinde tutarlı olarak bir taraf olmayı gündemine almamasını kast ettiğini belirtti. Blok'un seçim bildirgesinin oluşturulmaya çalışılan Kongre/Parti için çok önemli olduğunu vurgulayan Savran, “Gerek bu bildirgede, gerekse seçim propagandasında işçi sınıfı ve emekçilerin sorunları insan hakları düzeyinde ele alındı, sınıf mücadelesi temelinde değil. Bakın, en son BDP kongresine sunulan ‘Demokratik Çözüm Protokolü'nde bile, işçi-emekçi sorunları ‘İLO sözleşmeleri' doğrultusunda ele alınıyor. Bu tür şeyleri her parti söyler. Bunları işçi sınıfı ile Kürt halkı arasında bir bağ kurmak için yeterli saymak mümkün değil,” dedi.

‘ANAYASA ABARTILMAMALI'

Genel Başkan Savran, DİP olarak kurulmakta olan ‘Kongre/Parti”ye ikinci eleştirilerinin anayasacı çizgi olduğunu ifade etti. Savran, AKP'nin ve TÜSİAD'ın amaçları uğruna gündeme getirdiği ‘sivil ve demokratik anayasa' tartışmasına bir muhatap olarak katılmanın, Kürt hareketi, sendikal hareket ve sol için bir çıkmaz yol olduğu kanaatinde olduklarını anlattı. Savran, “Kürt hareketinin haklarını tescil ettirmesi için anayasa tartışmasıyla oyalanmasına ve sırf Kürtlere bazı haklar alacağım diye burjuvaziye bir sürü hediyeler vermesine hiç gerek yok. İlgili maddeler değişir, olur biter. Anayasacı çizgi, reddedilmesi gereken bir yoldur,”dedi.

SOL MARKSİZM REDDİYESİNE GELİYOR

DİP Genel Başkanı Savran, Kongre/Parti'ye üçüncü eleştirilerinin, Türkiye sosyalist hareketinin epeyce önemli kesimlerinin Marksizm'in reddine dayalı bir program ve ideolojiye intisap etmesini içerdiğini söyledi. Savran, “Bugün sürekli olarak referans yapılan Blok seçim bildirgesi bu konuda açık. Amaç ‘demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü paradigma'ya dayalı bir toplum kurmak. Bu paradigma Marksizm ve Leninizm'in reddine ve ‘aşılmasına' dayandığı gizlenmeyen bir çerçeve. Yani Türkiye solunun birçok örgütü, ideolojik teslimiyet içinde, Marksizm dışı bir ‘paradigma'ya geçiyor bu vesileyle,” dedi.  Bu paradigmadan türeyen ‘katılımcı ekonomi' programının ise küçük birimler üzerine yerleştiğini ve devletin ekonomiye müdahalesini (bu neoliberal çağda!) sınırladığını belirtti. Sosyalist solun, programında sosyalizme yer olmayan bir parti kurduğunu öne süren Savran, “Biz bunun Kürt hareketi ile ittifak olmadığını, solun ona iltihak etmesi olduğunu düşünüyoruz. Birlikte mücadeleye evet, bayrakların karıştırılmasına hayır!” dedi. DİP Genel Başkanı Sungur Savran değerlendirmesini şu sözlerle bitirdi: Kongre/Parti'nin işçi sınıfına da, Kürt halkına da faydası yok. İşçi sınıfına yok, çünkü sınıfın ihtiyacı anayasa tartışması değil, sendikaları hükümetin elinden kurtarmak, kıdem tazminatını savunmak, ‘ulusal istihdam stratejisi'nden gelecek köleleşmeyi engellemek. Kürt halkına faydası yok, çünkü bugünkü zayıf sosyalist hareket Kürt halkının dev mücadelesine ancak marjinal bir katkı yapabilir. İşçi kitlelerinin yüzünü Kürt halkı ile bir ittifaka çevirmesinin dışında Türkiye'de dengeler değişmez. Ama bunun için önce kurulacak partinin işçi sınıfını ciddiye alması gerek. DİP olarak biz, işçi sınıfının bugünkü ihtiyacının sınıfın öncüsünün mücadele aracı olacak bir devrimci partinin inşası olduğunu düşünüyoruz.

   

EHP: SOLUN ÇIKIŞI ALANLARDAN OLACAK


EHP, Kongre sürecinde yer almasa da alanlarda yaratılacak birleşik mücadelenin anti-kapitalist bir zemine taşınması için çalışacağını belirtiyor. Birleşik mücadelenin ise ayrışma, devrimci merkez, şeklinde olmasını savunuyor

Emekçi Hareket Partisi(EHP) Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku sürecinde yer aldı. Ancak Kongre tartışmalarında yer almayan EHP'nin Genel Başkanı Sibel Uzun ne yapacaklarını, solun çıkışını anlattı. Genel Başkan Sibel Uzun, solun içinde bulunduğu politik hat, dünya çapındaki krizin sömürülen sınıflarda yarattığı işsizlik ve diğer zararları reddetme mücadelesi olduğunu söyledi. Uzun'a göre bu mücadele, işçiler, hiç iş sahibi olmamış gençler, işini kaybedenler ve fakirleşenler, Tunus'ta kendini yakan genç işsizin ardından başlayan isyan dalgasıyla, Londra'da dışlanmış ve hiç şans verilmemiş gençlerin binaları yakması üzerinden devam ediyor. EHP'nin mücadelesinin  buradan hareketle bir yönelim içinde olduğunu söyleyen Uzun, “Biz parti olarak direnişleri büyütmeye,bu direnişlerin daha fazla örgütlü olmasının yollarını kurmaya çalışıyoruz” dedi. Uzun, “En doğru yöntem bize göre toplumun en yakıcı gündemi konusunda birleşik, sürekli, örgütlü mücadeleyi yaratan bir dinamik olmaktan geçiyor” diye konuştu. Uzun, sosyalistlerin yaratması gereken örgütlü güçle yoksulluğu ve savaşları engelleyecek en önemli politik bilime, geleneğe sahip olduğunu öne sürerek, kendilerinin bu saikle hareket edip kararlı mücadelelerini öreceklerinin altını çizdi.

BİRLİK SEÇİM ATMOSFERİNDEN GERÇEKLEŞTİ

EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, solda bir araya gelişi şu şekilde değerlendirdi: Demokrasi ve sosyalizm mücadelesi yürüten kesimlerin seçim dönemlerinde bir arada durabilmesi daha imkânlıdır ve bu imkân geçtiğimiz seçimlerde de, referandum sürecin de de sağlanmıştır. Ancak bu süreçler dışında gerçekleştirilecek daha bütünsel bir birlikteliğe ulaşmak farklı dinamikleri harekete geçirmekle mümkün olabilir. Toplumu doğrudan ilgilendiren sorun başlıklarında bir araya geliş, sağlam temeller üzerine oturan ortaklığı beraberinde getirecektir. Ulusal kimlik mücadelesini haklı bulmak ortaklaşmak için yeterli değildir. Politik olarak birbirine yakın olanlar, politik olarak birleşecektir. Kaide budur. Kürt Hareketi solla ilişkide nasıl hassas davranırsa davransın esasa dair sorunu aşması zordur

KÜRT SORUNUNDA ÇÖZÜM KÜRT HAREKETİ'NDEDİR

EHP Genel Başkanı, Kürt meselesinde tek çözüm formülünün Kürt Hareketi'nde olduğunu düşündüklerini ifade etti. Uzun, “Bu cevabı Türkiye'de baskı ve zulümün her türlüsünü gören Kürt Halkı'nı temsil eden örgütlü gücü verecektir” dedi. Uzun'a göre Kürt Hareketi çözümün Çatı Partisi'yle gerçekleşeceği kanaatine vararak hareket ederse çözüme faydası olacak.  Uzun, “Ancak solun toplumsal bir güç olması konusunu değerlendirdiğimiz bu tartışmada sadece Kürt meselesinin çözüm çabası yeterli değildir” şeklinde konuştu. EHP'nin  her türlü birlik girişiminin belirttikleri temelde olması koşuluyla öznesi olmak konusunda hazırlıklı olduklarını söylüyor. Uzun, “EHP alanlarda yarattığı birleşik mücadele deneyimlerini anti-kapitalist mücadeleye taşımak konusunda kararlıdır” dedi.

EHP Genel Başkanı Uzun sözlerini şöyle bitirdi: Şunu da gözden kaçırmamalıyız ki, solun birleşerek ilerlediği bir efsanedir. Ekim Devrimi ve bilakis Kürt Hareketi'nin başarılı kimlik mücadelesi tam anlamıyla bir ayrışma sürecidir. İleri doğru hamle yapanlar bunu ayrışarak yaparlar. Devrimci bir merkez hem birleştirici hem de ayrıştırıcı bir işlev görmeli.  Solun homojen olmadığı, toptan teslim olmadığı açığa çıkarılmalı.  Devrimci bir merkez kendisini ayrıştırmalı, topluma “umudunu yitirme devrimciler var” diyebilmelidir.

BAŞKAYA: KÖKLÜ SORUNLAR SOLUN ÇIKMAZI


Fikret Başkaya'ya göre bugün için solun içinde bulunduğu çıkmaz yapılan tartışmalardan çok daha derindedir. Başkaya, sorunu solun oturduğu ideolojik, örgütsel ve teorik zemin olarak açıklıyor

Fikret Başkaya, Kongre/Çatı Partisi girişimi ve ‘tartışması'nın iki kabülden hareket ettiğini belirterek yazı dizimiz için değerlendirmede bulundu. Başkaya: Birincisi, perspektife dair bir sorun yok, yapılacak şey, gidilecek yol belli, bunun için de soldaki örgütlerin bir çatı altında toplanması yeterlidir; İkincisi, mevcut örgütlerin örgütsel işleyişleri bu amaca uygundur. Eğer parçalanmışlık/dağınıklık durumu aşılırsa, sol muhalefet mevcut düzen partilerine bir alternatif oluşturabilir. Aslında bu kabullerin ikisi de sakat. Bir kere, sosyalist/ komünist topluma geçiş perspektifinin –ki, bu ancak uzun bir geçiş dönemi olabilir- yeniden oluşturulması gerekiyor. Türkiye'de mevcut sol örgütsel yapıların ve işleyişlerinin böyle bir ihtiyaca yanıt vermediğini söyleyen Başkaya, “Bu gün bizde olsun başka yerlerde olsun, solun krizinin önemli yapısal nedenleri var. Oysa, sanki “hiç bir sorun yok, kaldığımız yerden yola devam edebiliriz” şeklinde bir anlayış geçerli,” dedi. Fikret Başkaya, örgütlerin aynı yerden devam edebileceklerini sandıklarını ileri sürerek, böyle bir gerçekliğin olmadığını “O zaman Sovyet sistemi neden çöktü demezler mi?” sorusuyla belirtti. Fikret Başkaya Türkiye'de sol anlayışın köklü olarak yanlış zeminlere oturduğunu sürdüğü sözleri ise şu şekilde: Geçerli sol anlayış III. Enternasyonelin mirasıdır ve III. Enternasyonel solu bir sapmaydı. Elbette II. Enternasyonal solu da bir sapmaydı. Bizdeki sol, Avrupa'dan ithal edilmiş bir soldur ve Avrupa solu bir dizi sapmayla mâlûldü. Avrupa-merkezli tarihsel solun, kapitalizmin ortaya çıkarmak durumunda olduğu kaçınılmaz kutuplaşmayı, yani kolonyalizmi ve emperyalizmi sorun etmeyen bir soldu. Lenin'in tarihsel Avrupa solundan kopma çabası yarım kaldı. Son tahlilde de Avrupa solu hiç bir zaman düzen içi muhalefet olmanın ötesine geçemedi. Zaten şimdilerde neoliberalizme teslim olmuş durumda... Böyle bir solun hâlâ sol sıfatını hak edip etmediği tartışmalıdır. Emperyalist ranta el koyma durumu söz konusuyken, bu tür sapmalar da anlaşılır bir şeydir.

 DEMOKRASİ BURJUVAZİYE FEDA EDİLMESİN

Fikret Başkaya, ‘Demokrasinin “ burjuva demokrasisini' lânetleme pahasına savsaklandığını öne sürdü. Başkaya, “Böyle bir şey, ‘çocuğu leğendeki kirli su ile birlikte atmak' demeye geliyordu. Oysa, demokrasi yoksa sosyalizm de yoktur. Dünya'ya ‘Avrupa'dan, Batı'dan' bakan “Avrupa-merkezli” solun ve onun örgütlenme modelinin evrensel bir geçerliliği olabilir miydi?” dedi.

SORUN:TEORİK, İDEOLOJİK VE ÖRGÜTSEL

Fikret Başkaya solun tıkanıklığı ve solun ne yapması gerektiğine dair tespitlerini şu şekilde belirtti: Bu güne kadar sol, sosyalist/komünist partiler veya bir bütün olarak sol muhalefet, burjuva örgüt modelinin dışında – klasik modelin dışında densin- özgün, orijinal, sosyalist/ komünist toplum perspektifiyle uyumlu bir örgütsel işleyiş modeli oluşturamadı. Hep bürokratik yozlaşmaya uğramış veya daha baştan öyle örgütler olmanın ötesine geçemedi... Mevcut sömürü düzeninin ayaklarıyla yürüyerek başka bir yere varmak mümkün müdür? Bu gün sol yelpazedeki örgütlerin iç işleyişlerinin, düzen partilerinin iç işleyişinden gerçekten farklı olduğunu kim iddia edebilir? Bir şey daha var tabii: Örgüt fetişizmi... Neden örgütler fetiş haline getiriliyor? Solda bu soruyu neden pek soran yok? Kim ne derse desin, mevcut sol anlayış ve perspektif zaafı aşılmadıkça ve geçerli “örgüt modelinin” ötesine geçilmedikçe, sol muhalefet, “düzen içi muhalefet” olmaktan kurtulamayacaktır... O halde çatı partisinden önce tartışılması gereken önemli teorik/ideolojik ve örgütsel sorunlar var demektir.

AYDIN ÇUBUKÇU: BİRLİK DEVRİMCİLİĞİN ADIDIR


Aydın Çubukçu'ya göre göre birlik tartışmalarında programdan daha önemli olan bugün solun ileri doğru bir adım atmasıdır. Çubukçu, bugün için kendine devrimci, sosyalist diyen hçbir yapının bu sorumluluktan kaçamayacağını  öne sürüyor

 Emek Partisi(EMEP) Genel Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Çubukçu, yazı dizimize içinde bulundukları Kongre

çalışmalarını anlatarak, bu çalışmanın sol için bir çıkış noktası olmaya aday olduğunu belirtti. Çubukçu, “Şu anda kamuoyunda kullanılan adıyla “Blok Partisi” girişimi seçim öncesinin bütün telaşı içinde çok fazla inceltilmeden kurulmuş bir ittifakın üzerinde yükseliyor,” dedi. “O anda, gerçek anlamda ‘halkın temel demokratik ihtiyaçları' gözetilerek olabilecek en geniş ittifak oluşmuştu” diyen Çubukçu, farklı toplumsal ve siyasal yapıların adeta bir ‘acil müdahale” duygusuyla bir araya gelerek bu ittifakı oluşturduklarını belirtti.

 ‘BLOK HEGEMONYA OLUŞTURDU'

EMEP GYK Üyesi Çubukçu, Kürt halk hareketini temsil eden BDP ve işçi sınıfının, emekçiler, aydınlar ve gençlik içindeki var olan gücüyle EMEP'in ittifakın iki dayanağı olarak ortaya çıktığını ifade etti. Çubukçu sözlerine şu şekilde devam etti: Birlikte hareket ihtiyacının böyle karşılanabileceğini kabul eden diğer siyasal güçlerin de yaklaşımlarının bu ittifakı, asıl önem ve değeri seçimler sonucunda açıkça görülebilen bir ‘blok güç' haline getirdi. Blok, nesnel koşullardan olduğu kadar, kapsadığı örgütlerin ve kişilerin öznel birikiminden de güç alarak önemli bir siyasal odak olarak kabul edildi. Uzun süre örgütsüzlükten, birlikte hareket edememenin sıkıntılarından şikayetçi olan ve neredeyse politikadan da uzaklaşan, düzen partilerinden çoktan umudunu kesmiş geniş bir kitle Blok yanında yer alırken, bunun bir süreklilik kazanması arzusunu da kuvvetle dile getirmeye başladı. Böylece Blok'un işlevi, seçimlerle sınırlı olmaktan çıkmaya, bir siyasal oluşum olarak gelişip güçlenerek ilerlemeye adeta zorlandı. Böyle güçlü bir ‘kamuoyu' baskısı karşısında, seçim sürecinde Blok içinde yer almayan örgütlü güçler de ciddi bir baskıyı üzerlerinde hissettiler. 

‘BÖLÜNME OLMADAN BİRLİK OLMAZ'

Aydın Çubukçu, Türkiye solunun önemli bir bölümünün toplumsal bakımdan üzerinde buluştuğu ortak işçi, emekçi ve halk kesimlerinden gelen “Neden Blok'ta yer almadınız” sorusu ile karşılaştıklarını bildiklerini açıkladı. Çubukçu, işçi ve emekçilerin, aydınların, sanatçıların, akademisyenlerin, gençlerin ve kadınların çok önemli bir kitlesi Blok'un seçim çalışmasına büyük bir kararlılıkla katıldıklarının altını çizdi.  Çubukçu, “Blok'u, seçimle sınırlı kalan bir ittifaktan çıkarıp sistem partileri karşısında, devrimci, demokratik, halkçı bir seçenek halinde yükseltmek çabası da bütün gücünü buradan alıyor,” diye konuştu.  Türkiye düzeyinde örgütlenmek üzere zamanla yarışan bir çalışma başlatıldığını ifade eden Çubukçu sözlerine şu şekilde devam etti: Türkiye solu, hiç gündemden düşmeyen yakıcı sorunun cevabını artık bulabilecek midir? Devrimci sorumluluk mu ağır basacaktır, yoksa grup çıkarları mı?  Aslında tam bu noktada, büyük birleşmenin eşiğine geldiğimiz anda, aslında anlamlı ve gerekli bir bölünmenin de atmosferine girmiş olacağız. Sürecin diyalektiği, yeni bir bölünme olmadan birleşmenin olanaksız olduğunu gösteriyor. Türkiye solu dediğimiz ve gerçekte bugüne kadar oldukça şekilsiz bir topluluğu dile getiren kavram, şimdi tam bu noktada gerçekten bir  ‘sol birlik' için de imkânlar taşıyor.

‘YENİLMEMEMİZ GEREKİYOR'

EMEP GYK Üyesi Çubukçu değerlendirmesini şu sözlerle bitirdi: Görmek gerekir ki, bu büyük ve güçlü kitle, seçimlerden sonra girdiği umutlu, iyimser ve neşeli havayı ucundan ucundan kaybetmeye başlamıştır. Bu sefer de başaramazsak, duygusal bir kırılmanın çok ötesinde siyasi ve ideolojik çöküntüye sebep olabileceğimizi bilmemiz gerekiyor. Devrimciyim, solcuyum, sosyalistim, komünistim diyen her örgüt ve birey için Türkiye siyasi tarihinde ilk kez gerçek bir ileri atılım fırsatı doğmuştur. Çok eskiden söylendiği gibi, gerçek bir ileri adım, bir dizi mükemmel programdan daha devrimcidir.  Bugün bu devrimci büyük adımın adı budur.


                                                                          TÖPG: KONGRE'YE CEPHE OLARAK BAKIYORUZ


TÖPG, Kongre/Çatı Partisi sürecinde yer alan yapılardan. Toplumsal Özgürlük Platformu(TÖP) ‘Örgütsel Dönüşüm ve Devrimci Tarz Oluşturma' hedefiyle  Eylül başında gerçekleştirilen 4. Olağan Genel Konferansı sonrası Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi(TÖPG) oldu. TÖPG daha önceki süreçte de solda sosyalist özneleri bir araya getirmek amacıyla Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi içinde yer alıyordu.  TÖPG sözcülerinden Halit Elçi, Kürt hareketinin Türkiye'nin emekçileriyle birlikte hareket etmesini, her zaman desteklediklerini belirterek neoliberal saldırıların arttığı bir dönemde solda ortak mücadelenin kaçınılmaz hale geldiğini ifade etti.

 ‘HAYATIMIZI SAVUNMAK İÇİN KONGRE'

AKP'nin ‘usta'lık döneminde dokularında olan baskıcı yapılanmanın daha kolay dışarıya yansıdığını belirten Elçi, yeni Anayasa ile bu sürecin meşrulaştırılması sağlanacak diyor. Kürt sorununda gelinen savaş noktasına dikkat çeken Elçi, bütün ezilenler ve emekçiler olarak hayatların korunması için Kongre/Çatı partisi gibi bir güç birliğinin olması gerektiğini düşündüklerini ifade etti.Kürt hareketinin toplumsallığı içinde sosyalistlerin sözünü üretip üretememe eleştirisine de açıklık getiren Elçi, iki taraftaki mücadelenin açmazına dikkat çekti. Kürt halk hareketinin artık bir uluslararası aktör haline geldiğini belirten Elçi, ülkenin Batı'sında aynı hareketlilikten bahsedilemeyeceğini söyledi.

‘DEVRİMCİ DEMOKRASİ İSTENMELİ'

TÖPG sözcüsü Elçi, kurumların Kongre/Çatı Partisi sürecinde kendini feshetmemesi gerektiğini belirtirken, bunun gereği olarak kurumların kendi programları çerçevesinde mücadeleye devam edeceklerini de söyledi. İlk etapta düşünülen Kongre'yi bir tür cephe olarak değerlendirdiklerini ifade eden Elçi, “Kongre'nin özü cephedir,” dedi. Farklı politik görüşlerin bir araya gelmesini ise değerlendiren Elçi, önemli olanın belirlenen programa herkesin onay vermesi olduğunu ifade etti. Kongre'nin hedefinin sınırlı olacağını belirten Elçi, mücadelenin demokratik talepler üstünden yürümesi gerektiğini savunduklarını ifade etti.

Elçi,: Neoliberal saldırılara karşı bir tür asgari demokrasi talepleriyle cephe oluştururken, bizim hedefimizin komünizm olduğunu unutmuş olmuyoruz. Askeri darbeye karşı demokrasi talep etmek AKP gibi iktidarları hayatımıza musallat ediyor. Haliyle gerçekten demokrasi gelmiş olmuyor. O nedenle devrimci demokrasiyi isteyen bir Kongre yapılanmasının bize daha uygun düşeceğini savunuyoruz.

                                                                                    SDP: ASIL HEDEFİMİZ ORTAK MÜCADELE

SDP son on yıldır yürütülen Çatı Partisi tartışmalarında hep en önde yer aldı. Devrimci Karargah davası kapsamında  yargılanan ve kısa bir süre önce cezaevinden tutuksuz yargılanmak üzere salıverilen Genel Başkan Turan, halkların ortak mücadelesine inandıklarını ifade etti

Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan, Çatı Partisi formunun kendileri için tali bir mesele olduğunu ifade ediyor. Kısa bir süre önce cezaevinden çıkan Genel Başkan Turan, kendileri açısından asıl meselenin Kürt ve Türk halklarının ortak mücadele inisiyatifini üstlenen bir iktidar alternatifinin ortaya çıkarılması olarak bakıyor. Turan, 2 binli yılların başından itibaren SDP'nin böyle bir anlayış içinde olduğunu hatırlatarak, Çatı Partisi ne zaman gündeme gelse böyle bir çalışmaya katkı koyacaklarını, katılımcıları olacaklarını defalarca belirttiklerini söyledi.  

 HALKLARIN MÜCADELE BİRLİĞİ

SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, solun basit anlamda bir araya gelişinin hedeflenmediğini belirterek; solu, sendikaları, emek örgütlerini, kadın örgütlerini ve çevre örgütlerini kapsayan ortak bir program çerçevesinde mücadele zemini oluşturmak istediklerini ifade etti. Genel Başkan Turan; “Biz aynı zamanda SDP olarak Kürt ve Türk halklarının mücadele birliğini üstlenmesi nedeniyle bu Çatı Partisi fikriyatına önem arz ediyoruz. Kongre ya da Çatı Partisi şu anda bizim için tali tartışmalardır,” dedi.

SOKAK MÜCADELESİ TALİLEŞMEMELİ

SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, Kongre'nin başlangıç olarak makul bulunabileceğini ancak asıl hedeflerinin Çatı Partisi olduğunu söyledi. Mücadele hattına dair genel çerçeveyi de çizen Turan, hedefledikleri Çatı Partisi'nin parlamenter alanda da toplumsal muhalefet alanında da etkin olabilecek ve ne olursa olsun talileştirilmemesi gereken mücadele alanının sokak olduğunu vurguladı.

BURJUVA ALANA HAPSOLMAYACAĞIZ

Genel Başkan Turan, sosyalistlerin iktidar anlayışına da açıklık getirdi. Turan'a göre, sosyalistlerin burjuva parlamenterizme  nasıl baktığı biliniyor. Sosyalistlerin burjuva alanı reddetmemekle birlikte,  mücadelenin gideceği alanı burjuva parlamenterizmi olarak tarif etmediklerini söyleyen Turan: “ Burjuva legal alana hapsolmadan Kürt ve Türk halklarının inisiyatifine dayanan bir demokratik iktidarın mümkün olduğunu göstereceğiz.

ÇATI'DA NİSPİ TEMSİL SAĞLANMALI

SDP Genel Başkanı Turan, içinde yer aldıkları Çatı Partisi sürecine dair hedeflediklerini şöyle açıkladı: Her yapı, siyasi parti/oluşum geleneksel aidiyetini sürdürecek.  Kimse kapısına kilit vurup gelmeyecek. Burada hassas olunması gereken durum şudur: Kürt hareketi geniş bir tabana sahipken sosyalist sol ise kitlesel değil. Asimetrik bir ilişki söz konusu. Oraya katılacak bireyler de var. Onun için nispi temsil sağlanmalı, bazı konularda pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.

                                                                                           ORTAKLAŞMA ANLAMLI, SÜREÇ YANLIŞ


Devrimci Hareket Dergisi ortak mücadele yollarının aranmasının ve birlikte mücadele etmenin anlamlı olduğunun altını çiziyor. Ancak Devrimci Hareket Dergisi'ne göre son yaşanılan birlik tartışmalarında süreç doğru işletilemedi

Devrimci Hareket Dergisi, “Tarih bir kez daha ölü veya premature bir doğuma tanıklık etmesin” diyerek değerlendirmede bulundu. Devrimci Hareket Dergisi adına Yazı İşleri Müdürü Eray Sargın, değerlendirmesine Demokratik Ulus Blok'u olarak gördükleri birlik tartışma sürecinde  sol yelpazenin düşünce ve görüşlerine sayfalarını ayırdığı ve bir tartışma zemini yarattığı için gazetemize teşekkürle başlıyor. Sargın, teşekkürün nedenini ise şöyle açıklıyor:  “Çünkü süreç, birliğin ön tartışması yapılmadan, her yapının ayrı ayrı kendi düşünce ve programlarını dile getirmesine imkan verecek denli geniş bir zamana yayılmadan, ilkeler ve program üzerinde bir netlik sağlama çabası içine girilmeden ilerletilmiş, kurullar ve komisyonlar oluşturulup birkaç ay gibi kısa bir zamanda kongre hedefini önüne koyan bir acelecilikle yürütülmektedir,” dedi.

YAŞANANLAR BİR TARTIŞMA SÜRECİNE İŞARET

Sargın'ın yaptığı değerlendirmenin tam metni şu şekilde:  “Bugün tüm gelişmeler, solda birliğin değil, birlik tartışmalarının yaşanacağı bir süreci haber veriyor. Hemen her yapı, Türkiye'de sol hareketin bir bütün halinde tarif etmekte ve gerçekte en büyük engel olan öznelliğe düşmektedir. Devrimci yapıları, programlarıyla değerlendirmek yerine, spekülatif kaynakları, görüngü ve yakıştırmaları tercih etmek, öznellik oranını arttırmaktadır.

Bilinir ki engeller, varlığı kabul edildiği takdirde aşılabilir. Bu konu, yapıcı bir ruh haliyle gündeme alınabildiğinde, muhtemel engelleri göstermek, onu aşma niyeti olanlarda, tepkiye değil mutluluğa sebep olur/olmalıdır.

İLKESEL ÇERÇEVE EKSİK

Solun içsel zaaflarının yanında, örneğin biz, öneri sahibi ve diğer devrimci/sol yapıların büyük çoğunluğu arasındaki paradigma farkının, temenni edilen birlik yolunda, karşılaşılacak engeller içinde en ağırlıklı yeri teşkil edeceğini düşünüyoruz. Bu, sorunun bir boyutudur. İkinci ve daha önemli boyutu ise, önerinin bizzat kendisinde içkindir.

Birlik, ittifak, vb. oluşumların işleyişten amaca kadar net tanımlarla ifade edilmesi gerektiği, genel bir doğrudur. Duygusallık veya hatır üzerine değil, ilkeler üzerine bina edilmiş bir çerçeve gerektirir.

Dayatan koşulların ağırlığına rağmen, devrimin de, birliğin de acelesi yoktur. Ne yazık ki Türkiye solu adeta kötü birliklerle anılan bir tarihe sahiptir. Bunun bir örneğinin daha yaşanmaması için ince eleyip sık dokuyan “çuvaldızı kendine iğneyi başkasına” yönelten bir tarza gereksinim vardır.

Ancak o denli acele edilmiştir ki, toplantıya bizlerin çağrılması unutulmuştur. Sonrasında bu aksaklık özür dilenerek giderilmişse de, düşünce açıklayacak ya da tartışma yürütecek bir zemin olmadığını, komisyon ve kurulların Kongre hazırlığı yaptığını gördük.  

Bizler açısından yaşanan durum şuna benzetilebilir: Tren hareket etmiş ve bize ‘koşun trene binin' deniliyor. Oysa trenin hangi yolu kullanacağı ve hangi yöne gideceğine dair kafalarda bir netlik söz konusu değil.  

Tam da bu bağlamda sormak gerekirse: ‘Demokratik Ulus Bloku'  bir birlik projesi midir, yoksa Demokratik Ekolojik Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma'ya göre hazırlanmış bir örgütsel model midir?

Eğer böyle bir örgütsel model ise, önerinin muhatabı kesimin büyük çoğunluğunun sahip olduğu sınıfsal paradigmanın (Marksizm-Leninizmin) hassasiyetleri yok sayılmış olmuyor mu?

“Herkesin ayrı ayrı evi olsun, vardır. Ama bunların tümünü örtecek bir çatı olmalı”deniyor. Eğer mesele kabaca bir araya geliş değilse; bunun hangi amaç ve ilkeler etrafında oluşacağı; kıstaslarının, asgari müştereklerinin ne olacağı,  hiçbir adım atılmadan önce net biçimde tanımlanması gerekmiyor mu? Birkaç saatlik bir toplantıda, hiçbir ilke, program ve geçmiş birlik denemelerindeki hata ve eksiklikler üzerine tartışılmadan acele bir şekilde örgütsel form, kurul ve komisyonlar nasıl belirlenebilmiştir?  Ne var ki, sorularımızda da yer verdiğimiz gibi, önerinin bizzat kendisinde içkin olan ön kabullerin, tartışmanın içeriğini de imkânlarını da sınırladığıdır dikkat çekmek istediğimiz.

Eğer Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku ölçü alınarak öneri şekillendirilmişse; ne denli “blok” halinde hareket edeceği tartışmalı olan “Seçim Bloku'nun, başarılı bir örnek addedilip ölçü alınması için erken değil midir? Benzer şekilde, başarısını umut ve temenni etsek de DTK'yi, tamamlanmış, başarılı ve ‘Batı' ya örnek teşkil edecek bir proje olarak görmek için, acele edilmiyor mu? Kısacası, çağrının kapsam ve niteliğine bakarak, Demokratik Ulus Bloku'nun bir birlik projesi olmadığına; DTK'nin bir çeşit ‘Batı' versiyonu olduğuna; yapıların sınıfsal duruş hassasiyetleri yok sayılarak, tek yanlı bir paket hazırlandığına ve DTK'de olduğu gibi cemaat ve tarikatlara kapısını aralamış bir çerçeve çizildiğine dair, hafife alınmayacak boyutta kaygılarımız vardır.

ORTAK DURUŞ İÇİN ÇALIŞACAĞIZ

Özetleyerek vurgulamak gerekirse, iki farklı paradigma arasında da, aynı paradigmanın farklı bileşenleri arasında da birlik, ittifak, vb. mümkündür; önemli bir gerekliliktir. Ancak, bugüne dek nedense anılmak istenmeyen pek çok başarısız ve kısa ömürlü birlik projelerinin öğrettiği gibi, projeyi başarılı kılacak olan, ne ona atfedilen anlam büyüklükleri, ne de bir araya toplamayı varsaydığı kitlenin niceliğidir. Birlik projeleri, öncelikle uygulanabilir olmak durumundadır. Bizler, bundan sonra da birlik konusunda  düşüncelerimizi belirtmeye, artık açık kurumsal bir hal alan ve kural tanımayan faşizme karşı güçlü/kapsamlı/ortaklaşmış bir duruş sergilenmesi yolunda, elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.

ESP: DEVRİMCİ-DEMOKRATİK BİR MERKEZ

Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) Çatı Partisi sürecine katılıyor. 12 Haziran seçimleri sürecinde yer almayan ESP, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'na seçim sonrası katılma kararı aldı. ESP'nin Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, siyasal ve toplumsal bakımdan birlik ve birleşik mücadele ihtiyacının yıllardır kendisini dayattığını açıkladı. Çatı Partisi sürecini BirGün'e değerlendiren Genel Başkan Yüksekdağ, burjuva egemen sınıfların iki ayrı blokta örgütlendiğini belirterek, blokların geniş toplumsal kesimleri kendi gerici kamplarında yedekleyerek iktidarlarını sürdürdüklerini ifade etti.Yüksekdağ, bu nedenle işçiden, emekçiden, ezilenlerden yana bir alternatifi geliştirmenin sınıf mücadelesini ilerletmenin olmazsa olmazı olduğunu belirtti.  

MÜCADELE ARASINDAKİ FARK AÇILDI

Yüksekdağ, “İlerici, devrimci ve sosyalist öznelerin her birinin tek başına bu sorunu çözemediği, önderlik sorununun kronikleştiği koşullarda birleşik mücadele üzerinden önderlik sorunun çözümüne yönelmek kaçınılmazdır. Bu tabloya Kürt halk hareketinin mücadelesinin ulaştığı düzey ile, Batı'da ezilen toplumsal kesimlerin mücadelesi arasındaki derin uçurumun toplumsal devrim ve halklarımızın geleceği üzerindeki etkisi de eklenmelidir,” dedi. ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Kongre-Çatı partisi ekseninde yürütülen çalışmanın bütün sorunların çözümünü kolaylaştıran devrimci-demokratik bir alternatifi açığa çıkarma olanaklarına sahip olduğunu ifade etti. Yüksekdağ, partilerinin bu görüş açısından hareketle Kongre/Çatı Partisi çalışmasının içerisinde yer aldığını açıkladı..

KONGRE BİRLİK MÜCADELESİNİ İLERLETECEK

Genel Başkan Yüksekdağ, neden Kongre sorusuna şöyle cevap veriyor: Kongre çalışması birlik mücadelesini ilerletmek için güncel bakımdan daha işlevli ve kolaylaştırıcı bir formdur. Bu hem parti ve örgütlerin katılımı açısından, hem de toplumsal hareketleri kapsama özelliği itibariyle böyledir. Yüksekdağ, öte yandan “ Kürt ulusal mücadelesinin ulaştığı düzey ile, Batı'daki mücadele düzeyi arasındaki derin uçurum Türkiye'den bakan bir siyaset çizgisini zorunlu kılmaktadır. Batı'daki mücadelenin geri olmasının sorumluluğu Kürt özgürlük hareketine ait olmasa da, Kürt hareketinin başarısı ve Kürt sorununun çözümü de böyle bir siyaset denklemini zorunlu kılmaktadır. Bunu başaramayan bir Kongre hareketi ya da Çatı Partisi ilerletici bir rol oynayamaz. En fazlasından Kürt halk hareketiyle bir dayanışma hareketi olma düzeyinde kalır,” diye ifade etti.

CANGIZBAY: DİKTATÖRLÜĞÜN YOLU KESİLMELİ

Kadir Cangızbay, ‘Sol ne yapmalı' yazı dizmize sorunu tespit etmekle başlıyor. Gazetemiz yazarı Cangızbay' göre Türkiye'nin en derin sorunu Kürt sorunu, ama en acil sorun Erdoğan diktatörlüğünün önünü kesmek. Cangızbay' Erdoğan'ın “Kürt sorunu yoktur,” sözünü hatırlatarak; ama kendisi için, ‘terör' adını verdiği çatışma ortamı da, pek öyle sorun değil; hatta tam tersine, kullanmaya çalıştığı bir fırsat olduğunu söyledi.  

Kadir Cangızbay sözlerine şöyle devam etti: Oslo görüşmeleri de, Kürt sorununu çözmek için değil, kendisini yegane siyasal özne konumuna yükseltmeye yönelik stratejinin ayaklarından biri; hani, gönüllü kargalardan biri, “verirsin Apo'ya bir valilik, iş hâllolur biter” gibisinden bir şeyler söylüyordu ve de bunlar ‘Yeni-Osmanlı'ydı ya, işte o bağlamda.  

ŞAHİN GÜVERCİN AYRIMI POLİTİK HAMLE

Cangızbay, “Bunun tamamlayıcı ayağı, Kürt siyasal hareketini eritmek. Birkaç çadır gösterisi, gerekirse misafir sanatçı takviyeli; nasıl olsa Kürtler de tanınmaya aç, ayrıca da enayi: Olmadı tabiî. Bu sefer, KCK operasyonlarına iyice asıldılar, ‘şahin'lere zulmet ki, ‘güvercin'ler bir iki ekmek kırıntısına tav olsunlar doktrini uyarınca; daha doğrusu, böyle yaparsam Kürtleri kendi aralarında şahindi-güvercindi diye bölüp çatıştırırım umuduyla” diye konuştu.

ERDOĞAN MİLİTER

Cangızbay, yazı dizimiz için yaptığı değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: Geçen yılki Kızılcahamam kampında ise, başbakan aslında iyice açığa vurdu; bu, nispeten ‘soft' numaralar tutmayınca, işi nerelere kadar götürebileceğini: Önce DTP çizgisindeki oyları ‘şaibeli', seçimler arifesinde de BDP'yi tümden, yani milyonlarca seçmeniyle birlikte terörist ilân etti; bu arada hüküm giymiş Hizbullahçı caniler sahaya geri gönderildi; elli bin sözleşmeli er; sınır güvenlik kuvvetleri; gençleri silahlandırma –hem de her birine beşer ruhsat-; polise ağır silahlar vb… gibi militer alt-yapıya ilişkin adımlar ya doğrudan atıldı ya da hemen atılabilecek şekilde olgunlaştırıldı.  

AKP'NİN HESABI TUTMADI

Blok adayları bu kadar başarılı olmasa ve/veya MHP baraj altında kalsa, Erdoğan'a endeksli yeni düzen bir çırpıda yasallaştırılıverirdi, ‘ileri demokrasi'nin yeni sivil anayasası olarak: Olmadı; ama, en önemlisi Blok milletvekilleri CHP gibi teslim olmadı; direndiler/direniyorlar/direnmeliler.  

BDP MECLİS'E KOŞULSUZ GELİRSE TASFİYE OLUR

Erdoğan'ın dayattığı şartlarda Meclis'e gelirlerse, iktidardan farklı bir siyasal irade öznesi olmaktan anında düşmüş olacaklardır; ki, bu da, siyasetin, sadece Kürt illerinde değil, ülkenin tümünde AKP'nin tekeline girmesi demektir. Ama, işte tam da bu yüzden BDP'yi tasfiye etmek, Erdoğan için hayatî önemdedir ve de –güya- birden Silvan olur -Mavi Marmara'nın başına gelecekleri de güya bilmiyorlardı; ama, her nasılsa kendi milletvekillerinin gemiye binmesini son anda engellemişlerdi- ve ‘yeni strateji'ye geçilir; hem de birkaç saat içinde. Artık ‘terörle mücadele' sadece silahla sürdürülmeyecektir ve çok aptal olmayan her Türkiyeli, bu lâfı şöyle okur ve de fevkalade haklıdır: Bundan sonra, -yok kara harekatıydı, yok Kandil'i söndürmekti türünden hamaset edebiyatının tersine- esas sivillerin üzerine gidip, siyaseten önde gelenlerini zindana atarken, geride kalanları mutlak bir çaresizlik içinde bizim yerel maşalarımızın himayesine girmek zorunda bırakacağız.  

SOL HEM GÖREVİNİ YAPMALI HEM BLOK'U DESTEKLEMELİ

İşte bu yüzden, sol'un şu an itibariyle en acil görevi, bir yandan Blok milletvekillerini desteklerken, diğer yandan da, hem darbe karşıtlığında şampiyon rôlüne soyunup, hem de en başta yüzde on barajı olmak üzere darbe ürünü faşist düzenlemeleri misliyle ağırlaştırmaktan hiç mi hiç yüzü kızarmayan AKP'ye karşı çok geniş tabanlı bir ‘ar-edep platformu' oluşturmaya girişmektir. Zira, unutmayalım ki, Özal'ın başlatıp Erdoğan'la zirveye ulaşan lümpenleşme sürecinde en etkili olan unsur, olağan insan ilişkilerinde mutlaka ve mutlaka sosyal bir müeyyide getirmesi beklenen davranışların, lider tarafından ortaya konulduğunda sessizlikle karşılanmasının kendisine kazandırdığı karizma, yani sahte keramettir: Örneğin, Başbakan “PKK'yla görüştüğümüzü iddia edenler şerefsizdir” dedikten sonra, bu görüşmelerin yapıldığı ortaya çıkınca, kendisini herkesten özür dilemeye zorlayacak bir kampanya başlatmak basit bir küçük-burjuva pampişliği değil, tam tersine etik'i siyasete ve gündelik hayata geri döndürürken lümpenliğin rôl modeli olmaktan çıkartılması yolunda gerçek bir praksistir.

                                                         BDP: SORUNLAR ORTAK MÜCADELEYLE ÇÖZÜLECEK

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Kürt hareketinin Türkiye soluna bakışını ve Kürt hareketinin sol birlik çağrısını değerlendirdi. Tuncel, Kürt hareketinin ulus devlet anlayışını yaklaşık 10 yıldır eleştirdiğini söyleyerek, aslında insanlığın başına bela olanın biraz ulus devlet yaklaşımı olduğunu, bir şekilde milliyetçiliği, baskıyı ve zoru kendi bünyesinde taşıdığını ifade etti.  Tuncel: "Bunun 3 sac ayağı var. Bunlardan birisi kapitalizm, birisi ulus devlet, diğeri de endüstriyelizm. Tuncel bu saptamalarını yaptıktan sonra çözüm yollarını da şöyle açıklıyor: Kapitalizme karşı katılımcı ekonomiyi, ulus devlete karşı demokratik toplumu, endüstriyelizme karşı da ekolojik toplumu çözüm önerisi olarak sunuyoruz. Dolayısıyla bunu sadece Kürtlerin bir devlet olması meselesi değil, Kürtlerin dil, kimlik, kültürel haklarının güvence altına alınması meselesi olarak değerlendiriyoruz.  

 DEMOKRATİK ÖZERKLİK BARIŞ PROJESİ

Demokratik özerklik çözümünü sadece Kürdistan için değil bütün Türkiye için önerdiklerini söyleyen Tuncel,  Ama bu aynı zamanda Kürdistan için bir barış projesi de olabilir diye belirtiyor. Tuncel: "Sonuçta Türkiye'de başta Kürtler olmak üzere Türklerin, Lazların, Çerkezlerin, bütün halkların kendisini özgürce ifade edebilmesine olanak yaratacak bu proje önemli. Kürtler, Türkiye'de birlikte yaşam projesini değerlendiriyor. Demokratik özerklik projesi aynı zamanda birlikte yaşama projesidir" diye konuştu. Demokratik Özerkliğin, federasyondan farklı olduğunu belirten Tuncel, "Sonuçta federasyonda bir devlet olma biçimi. Demokratik özerklik bundan çok daha farklı. Sadece türkiyenin siyasi idari hayatında bir reformu gözetmiyor, aynı zamanda toplumsal yapısının değişim dönüşümünü gözetiyor" dedi.

 DEVLETE KARŞI TOPLUMUN ALANI AÇILACAK

 Demokratik sosyalizm diye ifade edilecek, özünde toplumun kendi kendisini yönetebileceği, özyönetim denilen bir mekanizmadan bahseden Tuncel, "Demokratik özerklik, kendi öz yönetimini sağlayacak, toplumu sürekli baskı ve şiddet cenderesinden tutan yaklaşıma karşı, toplumun kendi öz yönetimini kendi demokrasisini geliştirecek bir yönetim modeli olarak sunuluyor. Devleti küçültme, toplumun alanını genişletme, devleti topluma hizmet eden bir noktaya dönüştürme projesi" diye konuştu.  

 SORUNLARIMIZI ORTAK MÜCADELE ÇÖZER

Kongre çalışmalarının Türkiye'de güçlü bir toplumsal muhalefet çıkartmak açısından önemini vurgulayan Tuncel, "Hem kürt sorununun çözümü konusunda, hem işçilerin emekçilerin hak ve özgürlük mücadelesi, kadınların eşitlik mücadelesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, Türkiye'de yaşayan başka halkların kendisini özgürce ifade etmesi olanaklarının yaratılması noktasında ortak mücadele zemini çağrısında bulunduk" diye konuştu. Tuncel: Biz insanlara sizin adınıza şunu yapacağız demiyoruz. Biz birlikte geleceğimizi özgürleştireceğiz. Özgür bir dünyayı yaratabiliriz, bu mümkün. Bunu ortak mücadele alanında yaratabiliriz. Sadece kürtler kendi öz yönetimini istemiyor, türklerde kendi özyönetimlerini istiyor. Kürtler kadar türklerin de kendi kendilerini yönetme hakkı var" dedi.  

 ALRENATİF YARATIYORUZ

Demokratik özerkliğin amacının, aslında kapitalist sistemin bütün alışkanlıklarını; yönetim tarzını, iktidar anlayışını reddedip halkın kendi kendini yönetebileceği bir olanak yaratmak olduğunu     ifade eden Tuncel, "Bunun literatürdeki adı sosyalizm, demokratik sosyalizm. Ama Türkiye'de demokratik devrim gerçekleşmedikçe, yani Türkiye halklarıyla buluşmadıkça hep eksik kalacaktır. Bu mesele sadece Kürdistan meselesi değil, madem birlikte yaşayacağız, o zaman birlikte yaşayacağımız halkların da aynı devrimsel süreci yaşaması gerekiyor. Bunun için de ortak mücadele zemini önemli. Kongrede bu ortak mücadele zeminini yaratmak açısından önemli" dedi.

SOSYALİSTLERİN BİRLİĞİNE DE İHTİYAÇ VAR

Sadece sosyalistlerin bir arada olduğu bir birliğe de ihtiyaç duyulabileceğine değinen Tuncel, Kongrenin bundan farklı olduğunu şu sözlerle ifade etti: "Kongre zemini daha geniş bir zemin. Sosyalistlerin de, feministlerin de, demokratların da, aydınların da bulunduğu aslında Türkiye'de bu sistemden rahatsız olan, bu sistemden zarar gören herkesin yanında durduğu demokratik bir alan olarak değerlendiriliyor" Türkiye'de solun  kendisini özeleştiriden geçirdiğini belirten Tuncel bunun önemli olduğunu vurguladı.Tuncel, kapitalizmin bu kadar krizli, sancılı bir dönem yaşamış olmasına rağmen hala sağ partilerin iktidarda olmasını solun  alternatif olamamasına bağladı. Siyaseti bir şekilde toplumla birlikte yapma meselesi önemine değinen Tuncel, "Siyasal olanı toplumsallaştırmak, toplumsal olanı siyasallaştırmak ve buradan yeni alanlar açmak kongrenin asıl amacı" dedi. Tuncel: "Karadeniz'de HES'lerin yapımı nedeniyle yerlerinden zorla edilenler, aynı zamanda Kürdistan'da da savaştan dolayı yerlerinden zorla edilenler var. Ikisinin gerekçesi farklı ama ortak nokta bu sistemden maruz olmaları. Hasankeyf'e baraj yaparak Kürtlerin tarihini sular altında bıraktılar, şimdi de Karadeniz'in o doğal tarihini gömmek istiyorlar. Tuncel, sonuçları başka olsa da bu sistemden zarar gören ve buna karşı itirazı olanların bir şekilde ortak mücadele zemininde buluşabileceğini düşündüğünü söyledi.